Bu yazı, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin (AİHM) ByLock kullanımı iddiasına dayanan mahkûmiyetler hakkında verdiği ihlal kararlarını, kararların birbirini nasıl tamamladığını ve iç hukukta yeniden yargılama tartışmasına nasıl yön verdiğini ortaya koymaktadır. AİHM, Yüksel Yalçınkaya içtihadı sonrasında benzer şikâyetleri içeren başvuruları paketler hâlinde Türk Hükümeti’ne bildirmiş; 12 Aralık 2023, 16 Nisan 2024, 25 Haziran 2024, 25 Kasım 2024 ve 16–19 Mayıs 2025 tarihlerinde her biri 200 başvurudan oluşan beş grubu (toplam 1.000 başvuru) tebliğ etmiştir. Son olarak 4 Eylül 2025 tarihinde, her biri 400 başvuru içeren on iki gruptan oluşan bir başka paket de (toplam 4.800 başvuru) Hükümete bildirilmiştir.
İçtihat çizgisinin normatif ekseni, 26 Eylül 2023 tarihli Yüksel Yalçınkaya / Türkiye Büyük Daire kararıdır. AİHM, ByLock kullanımının ulusal mahkemelerce örgüt üyeliğinin otomatik ve yeterli delili gibi değerlendirilmesinin öngörülemez ve genişletici yorum ürettiğini; bunun AİHS m.7 (kanunsuz ceza olmaz), m.6 (adil yargılanma) ve m.11 (toplantı ve dernek kurma özgürlüğü) bakımından ihlale yol açtığını tespit etmiştir.
22 Temmuz 2025 tarihli Demirhan ve Diğerleri / Türkiye kararı (239 başvurucu), Yalçınkaya standardını “takip dosyası” niteliğinde somutlaştırmış; ByLock verisine dayalı kategorik mahkûmiyetin suçun maddi ve manevi unsurlarını bireyselleştirmeden kurulduğunu, savunma haklarının etkin kullanılmadığını ve gerekçelendirme yükümlülüğünün zedelendiğini değerlendirmiştir. Mahkeme, giderim bakımından ihlal tespitinin adil tatmin için yeterli olabileceğini, buna karşılık başvurucuların talebi hâlinde yeniden yargılamanın ilke olarak en uygun yol olduğunu belirtmiştir.
Komite, 16 Aralık 2025 tarihli Bozyokuş, Seyhan ve Karslı kararlarında toplam 2.420 başvurucu yönünden, ByLock temelli mahkûmiyet pratiğinin m.7 ve/veya m.6 §1 kapsamında ihlal oluşturduğunu söylemiştir: Bozyokuş’ta m.7, Seyhan’da m.6 §1, Karslı’da ise her iki madde yönünden ihlal tespiti yapılmıştır. Yazı, bu başlık farkının aynı yapısal sorunun farklı normatif cephelerden görünür hâle gelmesinden ibaret olduğunu ve yeniden yargılamaya erişimi değiştirmediğini vurgular. Nitekim CMK m.311/1-f, AİHM’in kesinleşmiş ihlal kararlarını, dayandığı maddeye bakılmaksızın yargılamanın yenilenmesi sebebi sayar. Bununla birlikte, şikâyetlerin ulusal merciler ve AİHM önünde açık ve tutarlı biçimde ileri sürülmesi, kabul edilebilirlik risklerini azaltan usulî bir zorunluluktur. AİHM, bir sonraki esasa ilişkin karar tarihini henüz açıklamamış; bu gruplar bakımından kayıttan düşürme kararı da henüz vermemiştir. Hükümetin m.34 kapsam aşımı ve m.35 iç hukuk yollarının tüketilmediği itirazları, Mahkemece yapısal sorun karşısında belirleyici görülmemiştir, ayrıca inceleme yapılmamıştır.