AİHM VEYA AYM İHLAL KARARINA İSTİNADEN YARGILAMANIN YENİLENMESİ İLE BUNA BAĞLI SONUÇLARI
GİRİŞ

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) veya Anayasa Mahkemesi (AYM) tarafından verilen hak ihlal kararı üzerine yeniden yargılama yapılmasına karar verildiğinde, önceki mahkûmiyet hükmünün hukuki akıbeti tartışmalı hale gelmektedir. Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (CMK) 311/1-f maddesi, AİHM kararına dayalı yargılamanın yenilenmesini olağanüstü bir kanun yolu olarak öngörmektedir.
Bu düzenleme, hak ihlaline yol açan kararın düzeltilmesi amacıyla bir kişinin kesinleşmiş mahkumiyetine karşı yeniden yargılamanın istenebilmesine imkân tanır. Buna karşın eski mahkûmiyet hükmünün ne zaman ortadan kalkacağı, kişinin yeniden yargılama sürecindeki statüsü (sanık mı hükümlü mü olduğu), adli sicil kaydına ilişkin durum ve eski mahkûmiyet hükmünün hukuki geçerliliği konularında yargı içtihatlarında farklı yaklaşımlar benimsenmiştir.
YARGILAMANIN YENİLENMESİ SEBEBİ OLARAK AİHM KARARI
Literatür, AİHM tarafından verilen bir ihlal kararının, kesinleşmiş bir ceza hükmüne karşı hükümlü lehine yargılamanın yenilenmesi talebinde bulunmak için geçerli bir sebep olduğunu açıkça belirtmektedir. CMK m. 311/1-f, bu durumu özel olarak düzenlemiştir.
Cansu Urhan Öztürk‘e (Ceza Muhakemesi Hukukunda Yargılamanın Yenilenmesi, 2020) göre, bu düzenleme en yeni yargılamanın yenilenmesi nedenidir ve amacı, insan hakkı ihlaline neden olan kararın Sözleşme hükümlerine uygun olarak düzeltilmesidir: “Hukukumuzda en yeni yargılamanın yenilenmesi nedeni; Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararına dayanılmasıdır. Bu nedene CMK’nın 311/1-f maddesinde; ceza hükmünün, İnsan Haklarını ve Ana Hürriyetleri Korumaya Dair Sözleşmenin veya eki protokollerin ihlali suretiyle verildiğinin ve hükmün bu aykırılığa dayandığının, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin kesinleşmiş kararıyla tespit edilmiş olması… şeklinde yer verilmiştir.”
Yargılamanın yenilenmesi talebi, AİHM kararının kesinleşmesinden itibaren bir yıl içinde yapılmalıdır. Ahmet Yavuz Zengin (Ceza Muhakemesi Hukukunda Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin Kararları Nedeniyle Yargılamanın Yenilenmesi, 2024) bu süreyi ve şartı şöyle ifade eder: “Bu hâlde yargılamanın yenilenmesi, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararının kesinleştiği tarihten itibaren bir yıl içinde istenebilir.”
ESKİ MAHKÛMİYET KARARININ HUKUKİ STATÜSÜNÜN BELİRLENMESİNİ ÖNEMİ
Literatürdeki kaynaklar, AİHM ihlal kararı sonrası yargılamanın yenilenmesinin temel amacının “eski hale iade” (restitutio in integrum) olduğunu vurgulamaktadır. Ebru Zaban‘ın (Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin Kararlarının İnfazı, 2023) belirttiği gibi, eski hale iade “yargılamayı yenilemek, sabıka kayıtlarını silmek, ceza soruşturmasını baştan başlatmak, tutuklu olan kişinin salıverilmesi” gibi çok çeşitli tedbirleri içerebilir.
Bu noktada, eski mahkûmiyet kararının hukuki statüsü pratik sonuçlar doğurmaktadır. Eğer mahkumiyetin devam ettiği kabul edilirse, hükümlünün infazı devam edecektir. Ancak AİHM’in suçsuzluk karinesine yaptığı vurgu, bu durumun adil yargılanma hakkıyla çeliştiğini göstermektedir. AİHM, Dicle ve Sadak davasında (Dicle and Sadak v. Turkey, App. No. 48621/07), yeniden yargılama sırasında kişilerden “hükümlü” olarak bahsedilmesini ve adli sicil kayıtlarının devam etmesini suçsuzluk karinesinin ihlali olarak görmüştür.
Yeniden yargılama talebinin kabul edilmesi için AİHM tarafından tespit edilen ihlalin, mahkûmiyet hükmüne etki etmiş olması gerekmektedir. Ahmet Can Dulda‘nın (Ceza Muhakemesinde Yargılamanın Yenilenmesi, 2023) belirttiği gibi, “uzun tutukluluk süresi nedeniyle bir ihlal kararı verilmesi durumunda, hükme etki eden bir durum olmayacağından dolayı yargılamanın yenilenmesi söz konusu olmayacaktır.” Bu tür ihlaller genellikle tazminatla giderilir. Ancak adil yargılanma hakkı kapsamındaki tanığın sorgulanmaması, gerekçeli karar hakkı ihlali gibi durumlar doğrudan hükme etki ettiğinden yargılamanın yenilenmesini gerektirir.
Uygulamada, yeniden yargılama kararı veren mahkemenin, infazın durdurulması ve kişinin tahliye edilmesi gibi tedbirlere hükmetmesi mümkündür. Nitekim AYM’nin bir kararında “mahkûmiyet hükmünün infazının durdurulması ve ceza infaz kurumundan tahliyesinin sağlanması” gerektiğine hükmettiği görülmektedir (Aktaran: Canan Karışan, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi Hukukunda İç Hukuk Yollarının Tüketilmesi İlkesi Ve Türkiye Uygulaması, 2024). Bu durum, mahkûmiyet kararı hukuken hemen ortadan kalkmasa bile, fiili sonuçlarının durdurulabileceğini göstermektedir.
ESKİ MAHKUMİYETİN KALDIRILMA ANINA İLİKİN GÖRÜŞLER
İncelenen yargı kararları ışığında, eski mahkûmiyet kararının ne zaman kalktığına dair üç farklı yaklaşım tespit edilmiştir:
Mahkumiyetin Yeniden Yargılama Sonunda Kalktığı Görüşü
Bu yaklaşıma göre, AİHM/AYM’nin ihlal kararı eski mahkumiyeti kendiliğinden ortadan kaldırmaz. Eski mahkûmiyet hükmü, yeniden yargılama süreci boyunca hukuki varlığını korur ve ancak yargılama sonunda mahkemenin vereceği “hükmün iptali” kararıyla ortadan kalkar. Bu görüş, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (CMK) 323. maddesine dayanmaktadır.
Bu görüş, CMK’nın lafzına en yakın yorum olarak dikkat çekmektedir. CMK’nın 323. maddesi, yeniden yargılama sonucunda mahkemenin ne tür bir karar vereceğini düzenler: “Yeniden yapılacak duruşma sonucunda mahkeme, önceki hükmü onaylar veya hükmün iptali ile dava hakkında yeniden hüküm verir.” Anayasa Mahkemesi’nin 21.11.2024 ve 29.04.2025 tarihli kararlarında bu maddeye atıf yapılarak, “önceki mahkûmiyet hükmü, mahkûmiyet kararının onaylanacağı ya da iptal edileceği üçüncü aşamanın tamamlanmasına kadar geçerliliğini korumaktadır” denilmiştir.
Bu yaklaşımın en önemli sonucu, yeniden yargılama sürecinde kişinin “hükümlü” statüsünün devam etmesi ve cezanın infazının sürebilmesidir. Nitekim AYM’nin 25.03.2015 tarihli kararında da vurgulandığı üzere, CMK’nın 312. maddesi gereğince “Yargılamanın yenilenmesi istemi hükmün infazını ertelemez. Ancak mahkeme, infazın geri bırakılmasına veya durdurulmasına karar verebilir.” Bu durum, infazın durdurulmasını mahkemenin takdirine bırakmakta ve eski hükmün varlığını yeniden yargılama sonuna kadar sürdürdüğünü göstermektedir. Yargıtay 9. Ceza Dairesi’nin 26.05.2014 tarihli kararında, yeniden yargılama sonucunda önceki mahkûmiyet hükmünün “onaylanmasına” karar verilmesi de bu görüşü destekleyen somut bir örnektir.
Günizi Satar (Suçsuzluk Karinesi, 2020) bu yaklaşımı şu şekilde aktarmaktadır: “AYM’ye göre bu durumda, yeniden yargılaması yapılan kişiye yönelik yeni bir suç isnat edilmemektedir, yenilenen yargılama sonucunda karar verilene kadar kişi daha önce kesinleşen mahkumiyetini infaz etmektedir. Bu nedenle de yeniden yargılanan kişi hakkında sanık değil de hükümlü olarak ifadeler kullanılması, suçsuzluk karinesinin ihlalini doğurmayacaktır.”
Mahkumiyetin Yeniden Yargılama Başında Kalktığı Görüşü
Bu yaklaşıma göre, ihlale neden olan bir kararın hukuki sonuçlarının devam etmesi, ihlalin kendisinin de devam etmesi anlamına gelir. Bu nedenle, yeniden yargılamayı yapacak olan derece mahkemesinin ilk görevi, ihlale yol açan eski mahkûmiyet kararını bir ara kararla (tensip kararı gibi) ortadan kaldırmaktır. Bu görüş, ihlalin ve sonuçlarının derhal giderilmesi ve “eski hâle getirme” ilkesinin bir gereği olarak savunulmaktadır. Bu durumda kişi, yeniden yargılama sürecinin başında “hükümlü” statüsünden çıkarak “sanık” statüsüne geri döner.
Anayasa Mahkemesi’nin 21.01.2021 (2020/32949) tarihli kararında bu zorunluluk net bir şekilde ifade edilmiştir: “Anayasa Mahkemesinin ihlal kararını gönderdiği ilk derece mahkemesinin yapması gereken, yeniden yargılamayı başlatarak ihlalin dayanağını oluşturan mahkûmiyet hükmünü ortadan kaldırmaktır.” Bu karara göre, hükmün kaldırılmasıyla birlikte “mahkûmiyet hükmünün infazının durdurulması” ve “başvurucunun hükümlü statüsünün sona erdirilmesi” de zorunlu hale gelmektedir. Benzer şekilde, Yargıtay 3. Ceza Dairesi’nin 24.04.2024 tarihli kararında (2022/13862 – 2024/5585 – 24.04.2024), mahkemenin bir “tensip kararıyla” eski mahkûmiyet kararını kaldırması gerektiği belirtilmiştir. Bu görüşe göre, kişi yeniden yargılama sürecine “sanık” olarak devam eder.
AİHM, yeniden yargılamayı ilk yargılamadan tamamen bağımsız bir süreç olarak görmekte ve bu süreçte kişinin “suçsuzluk karinesi”nden yararlanması gerektiğini vurgulamaktadır. Günizi Satar, AİHM’in bu konudaki tutumunu şöyle özetler: “Yeniden yargılanma talebinin kabulü ile önceden verilmiş mahkûmiyet hükmü tereddütlü hale gelmektedir. Bu nedenle önceki yargılama gerekçe gösterilerek kişiden hükümlü olarak bahsedilmesi kişilerin kesinleşmiş yargı kararı olmadan suçlu kabul edilmesi anlamına gelebilecek ve bu durum suçsuzluk karinesini ihlal edecektir.”
Mahkumiyetin İhlal Kararı İle Birlikte Kalktığı Görüşü
Bu görüş, ihlalin ve sonuçlarının derhal ortadan kaldırılması (“eski hâle getirme”) ilkesini merkeze almaktadır. Özellikle güncel Anayasa Mahkemesi kararlarında öne çıkan bu radikal yaklaşıma göre, AYM’nin bir mahkûmiyet hükmünün hak ihlaline yol açtığını tespit ettiği anda, o hükmün hukuki geçerliliğinden söz etmek mümkün değildir. Bu görüşe göre, Anayasa’ya aykırılığı saptanan bir karar, derece mahkemesinin herhangi bir işlemine gerek kalmaksızın hukuken hükümsüz hale gelir.
Bu yaklaşım, Anayasa Mahkemesi kararlarının bağlayıcılığı ve üstünlüğü ilkesine dayanmaktadır. Özellikle AYM’nin 22.02.2024 tarihli (Can Atalay) kararında bu görüş en net ifadesini bulmuştur. Mahkeme, verdiği hak ihlali kararı sonrasında artık kesinleşmiş bir hükümden bahsedilemeyeceğini belirtmiştir:
“Anayasa Mahkemesinin 25/10/2023 tarihinde verdiği hak ihlali kararı sonrasında Hatay Milletvekili Şerafettin Can ATALAY ile ilgili kesinleşen bir hükmün varlığından söz etmek hukuken mümkün değildir.”
Bu karara göre, Anayasa’ya aykırılığı tespit edilen bir mahkûmiyet hükmü, AYM’nin bu tespiti yaptığı anda hukuki geçerliliğini yitirir. Derece mahkemesinin bu konuda bir karar vermesi, sadece tespit edici niteliktedir. AYM, kararlarının “tavsiye mahiyetinde kararlar olmayıp bağlayıcı ve gereğinin yapılması konusunda ilgili otoritelere takdir alanı bırakmayan kararlar” olduğunu vurgulayarak bu görüşü pekiştirmiştir. Bu yaklaşım, önceki iki görüşten ayrılarak, eski mahkumiyetin akıbetini derece mahkemesinin işlemine değil, doğrudan ihlal kararının kendisine bağlamaktadır.
Ahmet Yılmaz (Anayasa Mahkemesi Bireysel Başvuru Kararlarında İfade Özgürlüğü, 2023) AYM’nin ihlal kararları sonrası yeniden yargılama sürecini incelerken bu duruma dikkat çeker ve bu yorumun AİHM kararları için de kıyasen uygulanabileceği düşünülebilir: “Esasında derece mahkemesinin yeniden yargılama kararı almasıyla, temel hak veya özgürlük ihlaline yol açtığı AYM tarafından tespit edilmiş önceki karar kendiliğinden ortadan kalkacaktır.”
YENİDEN YARGILAMA SÜRECİNE İLİŞKİN ÖNEMLİ SORULAR
AİHM İhlal Kararı Sonrası Yeniden Yargılama Ve Tazminat Süreci Nasıldır?
AİHM’in bir ceza yargılamasında hak ihlali tespit etmesi hâlinde Türk hukuk sisteminin nasıl harekete geçtiğini, yargılamanın yeniden yapılmasını ve beraatle sonuçlanması hâlinde bireyin hangi koşullarda devletten maddi ve manevi tazminat talep edebileceğini detaylarıyla incelediğim yazıma ulaşmak için buraya tıklayınız.
İlgili Kişi Yeniden Yargılama Sürecinde Sanık Mı Yoksa Hükümlü Mü Olarak Anılacaktır
Eski mahkûmiyet hükmünün akıbeti doğrudan kişinin statüsünü belirler. Geleneksel anlayışa göre kişinin önceki mahkûmiyeti devam ettiği için yeniden yargılama sürecinde hükümlü sayılmaya devam edilir. Bu durumda yargılamanın yenilenmesi süresi boyunca kişi, infazına başladığı cezanın gereklerini yerine getirmeye devam eder. AYM’ye göre “yenilenen yargılama sonuçlanana kadar kişi daha önce kesinleşen mahkumiyetini infaz etmektedir” (AYM, Tülin Soyhan Kararı, B. No. 2013/2212, § 56-59). Bu yorumda, henüz sonuçlanmamış yargılamada kişiyi hükümlü olarak addetmek suçsuzluk karinesine aykırı sayılmaz.
Öte yandan AİHM, “yeniden yargılamayı bağımsız görme” yaklaşımına göre, yeniden yargılamanın kabulü ile eski mahkûmiyet hükmü en azından tereddütlü hale gelir ve kişi suçu kesinleşmemiş kabul edilmelidir. Bu görüşe göre kişi yeniden yargılama sürecine sanık statüsünde başlar. AİHM’in Dicle ve Sadak kararı, yargılamanın yenilenmesi aşamasındaki kişilerin suçsuzluk karinesine sahip olduğunu vurgulamıştır; yeni süreç içinde üzerlerine atılı suçun kanun önünde henüz kesinleşmediğine dikkat çekmiş ve dolayısıyla kişilerin “hükümlü” değil “sanık” olarak muamele görmesi gerektiğini belirtmiştir. Yukarıda alıntılanan Can Atalay kararı dikkate alındığında AYM de yavaş yavaş bu görüşe yaklaşmaktadır.
Sonuç olarak, kişinin yeniden yargılama sürecindeki statüsü üzerinde de net bir görüş birliği yoktur. Geleneksel uygulamada kişi hükümlü sayılmaya devam ederken, “eski hale getirme” ilkesi bağlamında hareket eden yaklaşımda kişi sanık olarak anılır. AİHM içtihatları şimdilik ikinci görüşe yaslanmakta; yani yeniden yargılama kararının ardından kişinin masumiyet karinesi uyarınca sanık olarak kabul edilmesi gerektiğini benimsemektedir.
Adli Sicil Kaydındaki Görünüm
Eski mahkûmiyet hükmünün akıbeti, adli sicil kayıtlarındaki durum üzerinde de doğrudan etkilidir. Geleneksel yaklaşıma göre, hükmün fiili infazı devam ettiği ve hüküm sağlam olduğu sürece, eski mahkumiyetin adı adli sicil kayıtlarında yer almaya devam eder. Bu durumda kişinin sabıka kaydı temizlenmez; mahkemece beraat veya hükmün iptali kararı verilinceye kadar kayıt üzerinde o mahkûmiyet bilgisi durur.
Öte yandan AİHM’in suçsuzluk karinesi ilkesine verdiği önem, mahkûmiyet bilgisi taşıyan kaydın devam ettirilmesini eleştirmiştir. Dicle ve Sadak davasında, yeniden yargılama sürecinde başvurucuların adli sicil kaydında hâlâ mahkûm görülmelerinin ve kendilerinden “hükümlü” olarak söz edilmesinin kişi başına kanun önünde suçlu muamelesi yapmak anlamına geleceği ve bu durumun suçsuzluk karinesini ihlal edeceği vurgulanmıştır. AİHM bu kararda, ilk kararı veren mahkûmiyet hükmünün silinmemiş olmasının başvuranların aile planlaması ve siyaset hakkı gibi aktif-pasif haklarını etkilediğini de belirtmiştir. Dolayısıyla, AİHM’e göre ihlal kararı sonrası yeniden yargılanan kişinin adli sicil kaydında eski mahkûmiyet hükmünün gözükmesi masumiyet karinesini ihlal etmektedir.
Pratikte, eski hükmün adli kayıttan tamamen silinmesi, yeniden yargılamanın lehe sonuçlanmasıyla mümkündür. İnfazın durdurulması veya kişinin serbest bırakılması gibi geçici tedbirler alınsa da eski mahkumiyet infaz hâlâ hukuken var olduğu sürece sabıka kaydı üzerindeki kaydın tam olarak silinmesi fiilen ancak nihai beraat veya ortadan kaldırma kararıyla gerçekleşir. Sonuçta, AİHM içtihatları, yeniden yargılama süreci boyunca kişinin sabıka kaydına eskisi gibi hükümlü olarak işlenmesinin adaletsizlik doğuracağını kabul etmiş; ancak içtihat farklı yorumları da barındırmaktadır.
SONUÇ
AİHM veya AYM’nin ihlal kararı sonrası yeniden yargılamada eski mahkûmiyet kararının ne zaman kalkacağı sorusuna yargı pratiğinde üç farklı cevap verilmektedir:
Geleneksel ve kanunun lafzına dayalı görüşe göre, eski mahkûmiyet, yeniden yargılama sonunda verilecek nihai hükümle (iptal veya onama) ortadan kalkar. Bu süreçte infazın durdurulması mahkemenin takdirindedir.
İhlalin sonuçlarının derhal giderilmesi ilkesini benimseyen ve giderek güçlenen görüşe göre, yeniden yargılamayı yapan mahkeme, sürecin başında vereceği bir ara kararla eski mahkûmiyet hükmünü kaldırmalı, infazı durdurmalı ve kişinin statüsünü “sanık” olarak değiştirmelidir.
Anayasa Mahkemesi’nin son içtihatlarında ortaya çıkan en ileri yoruma göre, bir mahkûmiyet hükmünün temel bir hakkı ihlal ettiğine dair AYM kararı, o hükmü verildiği anda hukuken geçersiz kılar.
Mevcut durumda, yargı mercileri arasında bir uygulama birliği bulunmamakla birlikte, Anayasa Mahkemesi’nin “eski hâle getirme” ilkesini ve kararlarının bağlayıcılığını vurgulayan yeni içtihatları, mahkumiyetin yeniden yargılama sürecinin başında veya doğrudan ihlal kararıyla birlikte ortadan kalktığı yönündeki ikinci ve üçüncü görüşleri güçlendirmektedir.
Yeniden yargılama sürecindeki kişinin statüsü konusunda görüş birliği bulunmamaktadır. Geleneksel yaklaşıma göre kişi, yeniden yargılama süreci boyunca hükümlü statüsünü korurken, “eski hale getirme” ilkesine dayanan yaklaşımda kişi, mahkeme kararının ardından sanık konumuna döner. AİHM içtihatları, ikinci görüşü benimseyerek, yeniden yargılama sürecinde kişinin masumiyet karinesi uyarınca sanık olarak kabul edilmesi gerektiğini vurgulamaktadır.
Eski mahkumiyetin adli kayıttan silinmesi, yalnızca yeniden yargılamanın lehe sonuçlanması durumunda mümkündür. İnfazın durdurulması veya kişinin serbest bırakılması gibi geçici tedbirler alınsa da eski mahkumiyetin hukuki varlığı devam ettiği sürece sabıka kaydının tam olarak silinmesi ancak nihai beraat veya hükmün iptaliyle mümkündür. AİHM içtihatları, eski mahkumiyetin sabıka kaydında yer almasının adaletsizlik yaratacağına işaret etse de, bu konuda farklı yorumlar mevcuttur.
AİHM önündeki gelişmelerden haberdar olmak için Whatsapp kanalımı takip edebilir, diğer yazılarıma ulaşmak için ise buraya tıklayabilirsiniz.

- Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi önündeki davalarda yaşanan gelişmelere,
- Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarına,
- AİHM‘in Türk Hükümeti’ni savunmaya davet ettiği davalara,
- AİHM’nin önemli bildirilerine
- Yazımlarıma, sıcağı sıcağına ulaşmak için WhatsApp kanalımı takip edebilirsiniz.
