AİHM’in Demirhan Kararı Uyarınca CMK m. 311 Kapsamında Yeniden Yargılanma Hakkı ve sıkça Sorulan Sorular
AİHM’in Demirhan Kararı
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin (AİHM) Demirhan ve Diğerleri / Türkiye kararı 22 Temmuz 2025 tarihinde verilmiş; Büyük Daire’ye sevk talebinin reddedilmesi üzerine 3 Kasım 2025’te kesinleşmiştir. Bu kararda Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi (AİHS) m.6 (adil yargılanma hakkı) ve m.7 (cezaların kanuniliği ilkesi) yönünden ihlal tespit edilmiştir. AİHS m.46 uyarınca bu karar Türkiye bakımından bağlayıcıdır. Devlet, kararda tespit edilen ihlalin sonuçlarını ortadan kaldırmakla yükümlüdür.
Demirhan ve Diğerleri / Türkiye kararına ulaşmak için buraya, kararın 03/11/2025 tarihinde kesinlesine ilişkin gelişmeye doğrudan ulaşmak için buraya, kararın kesinleşmesine istinaden hükümlüler için hazırladığım yeniden yargılanma talep dilekçesine ulaşmak için buraya tıklayınız.

Bu Sıkça Sorulan Sorular rehberi, Demirhan kararı sonrasında Ceza Muhakemesi Kanunu (CMK) m.311 kapsamında yargılamanın yenilenmesi (yeniden yargılama) sürecine ilişkin sıkça sorulan soruları yanıtlayarak ortaya çıkabilecek hukuki sorunları açıklamayı amaçlamaktadır.
1) Kimler doğrudan CMK m.311/1-f kapsamında yeniden yargılama talep edebilir?
CMK m.311/1-f hükmü, yalnızca AİHM’in kesinleşmiş bir ihlal kararında ismen başvurucu olarak yer alan kişiler için yargılamanın yenilenmesi sebebi öngörmektedir. Başka bir deyişle, AİHM’in hakkında ihlal tespiti yaptığı başvurucular, kararın kesinleşmesinden itibaren bir yıl içinde yargılamanın yenilenmesini talep etme hakkına sahiptir. Demirhan kararı özelinde, ihlal tespiti yapılan 239 başvurucu bu kapsamdadır; bu kişiler, kararın kesinleştiği 3 Kasım 2025 tarihinden itibaren bir yıl içinde (en geç 3 Kasım 2026’ya kadar) hükmü veren ağır ceza mahkemesine başvurmalıdır.
2) AİHM kararında adı geçmeyen kişiler Demirhan kararına dayanarak yeniden yargılama talep edebilir mi?
Hayır. AİHM kararlarının bağlayıcılığı (AİHS m. 46) yalnızca ilgili davanın tarafları (başvurucu ve devlet) bakımındandır. CMK m.311/1-f, kendi lehine kesinleşmiş bir AİHM ihlal kararı bulunan kişiler için istisnai bir kanun yolu tanımaktadır. Kararda ismi geçmeyen üçüncü kişiler, sadece Demirhan kararına atıf yaparak otomatik olarak yeniden yargılama talep edemez. Bu kişiler bakımından, AİHM kararının genel bağlayıcılığı kendiliğinden bir yenileme hakkı doğurmaz. Yeniden yargılama yolundan yararlanabilmek için bireysel olarak AİHM’den lehine bir ihlal kararı alınması veya başka bir kanun yolu şartları mevcutsa onun kullanılması gerekir (örneğin yeni delil ortaya çıkması halinde CMK m.311/1-e gibi diğer yargılamanın yenilenmesi sebeplerine başvurmak mümkündür).
3) AİHM kararı kesinleşmeden (başvuru derdestken) veya AİHM başvurusu kabul edilemez bulunduysa yeniden yargılama istenebilir mi?
Hayır. CMK m.311/1-f’ye göre yeniden yargılama talebinin dayanağı, başvurucu lehine verilmiş kesinleşmiş bir AİHM ihlal kararı olmasıdır. AİHM’deki başvuru henüz derdest ise veya karar henüz kesinleşmemişse, bu koşul gerçekleşmediğinden yargılamanın yenilenmesi istenemez. Benzer şekilde, eğer AİHM başvurusu süre/açıkça dayanaktan yoksunluk gibi sebeplerle kabul edilemez bulunmuş ya da başka usulî nedenle reddedilmişse, AİHM esasa girip ihlal tespiti yapmamış olduğundan CMK m.311/1-f kapsamında yeniden yargılama imkânı doğmaz. Bu durumda, başvurucu açısından AİHM kararıyla tespit edilmiş bir hak ihlali bulunmadığı için ilgili kanun yolu şartı oluşmamıştır. (Not: Böyle bir durumda, somut olaya göre CMK m.311/1-e (yeni olay/delil ortaya çıkması) ya da CMK m.309 (kanun yararına bozma) gibi alternatif yollar değerlendirilebilir; ancak bunlar CMK m.311/1-f kapsamına girmez.)
4) Her AİHM ihlal kararı, CMK m.311 kapsamında yargılamanın yenilenmesine İmkân verir mi?
Hayır, ihlalin niteliğine ve hükme etkisine bakılmalıdır. AİHM’nin tespit ettiği her ihlal otomatik olarak yeniden yargılama sebebi sayılmaz. İhlalin, mahkûmiyet hükmünün dayandığı noktayı etkilemiş olması ve yeniden yargılama ile giderilebilir nitelikte olması gerekir. Özellikle ihlal konusu, adil yargılanmanın esasını ilgilendiren (örneğin delillerin hukuka aykırılığı, savunma hakkının kısıtlanması, tarafsız/bağımsız yargı ilkesinin ihlali gibi) bir husus olmalıdır ki yeni yargılama yapılarak ihlalin sonucu telafi edilebilsin. Buna karşılık makul sürede yargılanma hakkının ihlali gibi, geçmişe dönük olarak giderilmesi mümkün olmayan durumlarda yeniden yargılama yolunun başvurucuya bir faydası olmayacağı kabul edilmektedir. Nitekim doktrinde, AİHM’in sadece yargılamanın uzunluğu nedeniyle ihlal kararı verdiği hallerde başvurucunun yeniden yargılanmada hukuki yararı olmayacağı, bu durumda ihlalin gideriminin makul bir tazminatla sağlanmasının amaçlandığı vurgulanmıştır.
Öte yandan, AİHM kararıyla tespit edilen ihlal, hükmün sonucunu etkileyebilecek nitelikte ise, AİHM’in ayrıca tazminata hükmetmiş olması yeniden yargılama talebine engel teşkil etmez. Türk hukukunda 2003 yılında yapılan yasal değişiklikle (4793 sayılı Kanun, “5. Uyum Paketi”) “ihlalin tazminatla giderilemeyecek sonuçlar doğurması” şartı metinden çıkarılmıştır. Böylece, AİHM’nin ihlal tespiti tek başına yeterli görülmüş ve ihlalin hükme etkili olması kaydıyla başvurucu, AİHM’den maddi/manevi tazminat almış olsa dahi doğrudan yargılamanın yenilenmesini talep edebilir hale gelmiştir. Örneğin AİHM, adil yargılanma ihlali nedeniyle manevi tazminat ödemiş olsa bile, ihlalin davanın sonucuna etki ettiği durumlarda ulusal mahkemede yeniden yargılama yapılarak ihlal sonuçlarının giderilmesi gerekecektir.
5) Yargılamanın yenilenmesi talebi hangi süre içinde yapılmalıdır?
CMK m.311, f.2 uyarınca, AİHM kararının kesinleştiği tarihten itibaren bir yıl içinde yargılamanın yenilenmesi talebinde bulunulmalıdır. Kanun bu bir yıllık süreyi hak düşürücü süre olarak öngörmüştür; süre geçirildiği takdirde yeniden yargılama imkânı kaybedilir. Sürenin başlangıcı, AİHM kararının kesinleştiği tarihtir. Örneğin Demirhan kararının kesinleşme tarihi olan 3 Kasım 2025’ten itibaren bir yıl içinde (en geç 3 Kasım 2026’ya kadar) ilgili mahkemeye başvurulması gerekmektedir. Mahkeme, bu süre şartını re’sen gözetir; eğer başvuru bir yıllık süre geçtikten sonra yapılmışsa, usulden reddedilir ve esasa girilmez. Dolayısıyla hak kaybına uğramamak için süreye riayet etmek kritik önemdedir.
6) Yeniden yargılama talebi hangi mahkemeye ve nasıl yapılır?
Yeniden yargılama talebi, hükmü vermiş olan mahkemeye (ceza yargılamasında hükmü veren ağır ceza mahkemesine) yapılmalıdır. CMK m.311 ve devamındaki hükümler, yargılamanın yenilenmesi usulünü düzenlemektedir. Başvurucu (hükümlü), yazılı bir dilekçe ile ilgili mahkemeye başvurarak yeniden yargılama talebini iletir (yeniden yargılanma talep dilekçesine ulaşmak için buraya tıklayınız). Dilekçede, AİHM kararının kimlik bilgileri (kararın adı, başvuru numarası, tarihleri) ve kesinleşme tarihi açıkça belirtilmeli; ayrıca AİHM tarafından tespit edilen ihlalin, ilk hükmün sonucuna nasıl etki ettiği somut gerekçelerle açıklanmalıdır. Özellikle CMK m.311/1-f’nin lafzında yer alan “hükmün bu aykırılığa dayandığının AİHM’nin kesinleşmiş kararıyla tespit edilmiş olması” koşulu gereği, başvurucunun dilekçesinde ihlalin mahkûmiyet hükmüyle bağlantısını ortaya koyması önem taşır.
Belirtmek gerekir ki, AİHM’nin kesin ihlal kararı bulunması halinde yeniden yargılama talebinin kabulü mahkemenin takdirine bırakılmış değildir. İç hukukumuzda, AİHM kararının varlığı halinde davanın yeniden görülmesi bir zorunluluk olarak kabul edilmektedir (AYM, 25.06.2025). Bu nedenle, usulen uygun bir başvuru yapıldığında mahkeme talebi reddetme yönünde bir takdir kullanamaz; kanunun emredici hükmü gereği yargılamayı yenilemelidir. Mahkeme, öncelikle başvurunun süresinde yapılıp yapılmadığı ve AİHM kararının kesinleşmiş bir ihlal kararı niteliğinde olup olmadığı gibi koşul incelemesi yapar. Şartlar sağlanmışsa, mahkeme yeniden yargılamanın kabulüne karar vererek önceki mahkûmiyet hükmünü kaldırır ve davayı kaldığı yerden yeniden görmeye başlar.
7) Yeniden yargılama sürecinde mahkemenin yükümlülükleri nelerdir?
Yeniden yargılamaya karar veren mahkeme, AİHM’in tespit ettiği ihlali ve bu ihlalin sonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde bir yargılama yapmakla yükümlüdür. Bu süreç, basit bir tekrar yargılama olmayıp ihlalin özüne odaklanan etkin bir yargılama olmalıdır. Mahkeme, önceki kararını salt tekrar etmekle yetinemez; AİHM kararında belirtilen hak ihlali gerekçelerini nasıl giderdiğini, yeni kararında açık ve gerekçeli bir biçimde ortaya koymak zorundadır. Yüksek mahkemeler, yeniden yargılama sonunda verilen kararların bu yönünü titizlikle denetlemektedir. Nitekim Yargıtay 3. Ceza Dairesi, bir kararında mahkemenin AİHM kararlarındaki ilgili ihlal sebeplerini etkin biçimde karşılayacak gerekçeler oluşturması ve bunları denetime elverişli şekilde açıklaması gerektiğini vurgulamıştır. Benzer şekilde Anayasa Mahkemesi de, yeniden yargılamada AİHM’nin ihlal tespitlerini gözetmeyip önceki hükmü aynen tekrar eden mahkemelerin kararlarını hukukî denetime tâbi tutmakta ve gereken hallerde hak ihlallerini tespit etmektedir.
Mahkemenin, ihlali giderici yönde kapsamlı bir inceleme ve yargılama yapması gerekir. Örneğin, Demirhan kararında tespit edilen adil yargılanma ihlalini gidermek için yeniden yargılamada dijital delillerin (ByLock verileri gibi) kaynağı ve güvenilirliği titizlikle incelenmeli; savunma tarafına bu delillere etkili şekilde itiraz etme ve karşı delil sunma imkânı tanınmalı; önceki yargılamada eksik kalan çelişmeli yargılama ve silahların eşitliği ilkeleri tam olarak sağlanmalıdır. Yine AİHM’nin kanunîlik ilkesi (AİHS m.7) kapsamında işaret ettiği sorunlar varsa (örn. ceza normunun öngörülebilir şekilde yorumlanmaması), mahkeme yeni yargılamada kanunu AİHM standartlarına uygun yorumlayarak hüküm kurmalıdır. Mahkeme, kısacası ihlalin bireysel sonuçlarını giderecek ve benzer nitelikteki genel sorunlara da mahal vermeyecek şekilde adil bir yeniden yargılama yapmak durumundadır. Uygulamada, bu yükümlülüğün bir örneği olarak İstanbul 10. Ağır Ceza Mahkemesi, AİHM kararı sonrasında başvurucu ve diğer sanıkların kollukta alınan ifadelerini delil olarak değerlendirme dışı bırakarak kalan delillere göre yeni hüküm kurmuş; böylece ihlale yol açan unsuru ortadan kaldırmıştır.
8) Mahkemeler AİHM içtihadına uymak zorunda mıdır?
Evet. AİHS m.46/1 uyarınca taraf devletler, tarafı oldukları davalarda AİHM’in kesinleşmiş kararlarına uymayı taahhüt etmişlerdir. Bu bağlayıcı hüküm gereğince, AİHM’in ihlal kararı verdiği bir başvurucunun davasında yeniden yargılama yapılması ve ihlalin giderilmesi bir yükümlülüktür. Türk hukukunda da bu anlayış yerleşmiştir: AİHM ihlal kararlarının gereğini yerine getirmek ulusal makamlar için bağlayıcıdır ve CMK m.311/1-f, bu amaçla öngörülmüş bir olağanüstü kanun yoludur.
Yargıtay ve Anayasa Mahkemesi’nin içtihatları da, AİHM kararları doğrultusunda yeniden yargılama yapılmasını hukuki bir mecburiyet olarak nitelendirmektedir. Mahkemeler, AİHM kararlarının bireysel sonuçlarını (başvurucuya ilişkin hak ihlalini) gidermekle kalmayıp gerektiğinde genel sonuçlarını da (benzer ihlallerin önlenmesi için alınacak tedbirleri) dikkate alarak karar tesis etmelidir. Bu, AİHM kararlarının iç hukuktaki etkinliğinin sağlanması ve bir tür “eski hale getirme” (restitutio in integrum) yükümlülüğünün yerine getirilmesi anlamına gelir.
9) Yeniden yargılama talebi reddedilirse hangi kanun yolları mevcuttur?
Yeniden yargılama talebinin, ilgili mahkemece esasa girilmeden reddedilmesi halinde başvurucunun başvurabileceği yollar vardır. Öncelikle, CMK m.311 kapsamında verilen ret kararlarına karşı kanun yolu olarak itiraz yoluna başvurmak mümkündür. Ceza yargılamasında itiraz mercii, hükmü veren mahkemenin bir üst derecesidir (örneğin ağır ceza mahkemesinin ret kararına karşı kararı incelemek üzere ilgili bölge adliye mahkemesi veya Yargıtay yolu açık olabilir; CMK m.268, 309 vd. hükümleri uyarınca). İtiraz süresi ve usulüne uygunluk konularına dikkat edilerek başvuru yapılmalıdır.
Bunun yanı sıra, iç hukuk yolları tükendiğinde bireysel başvuru yoluyla Anayasa Mahkemesi’ne başvurmak da mümkündür. Nitekim Anayasa Mahkemesi, AİHM’in ihlal kararına rağmen yargılamanın yenilenmesi talebinin kabul edilmemesini “mahkemeye erişim hakkının ihlali” olarak nitelendirmektedir. Birçok kararda AYM, ulusal mahkemelerin ret kararlarını bozarak ihlalin giderilmesini sağlamıştır. Dolayısıyla, yeniden yargılama talebi haksız biçimde reddedilen bir kişi, öncelikle kanunda öngörülen itiraz/temyiz yollarını tüketip sonuç alamazsa Anayasa Mahkemesi’ne bireysel başvuruda bulunabilir. AYM ihlal kararı verirse, dosyayı yeniden yargılama yapılması için ilgili mahkemeye gönderebilir veya başvurucuya tazminat gibi uygun bir giderim sağlayabilir. Son çare olarak, ulusal yolların tamamı tüketildiği halde ihlal devam ediyorsa, başvurucu tekrar AİHM’e de gidebilir. Ancak amaç, ulusal mekanizmaların zaten AİHM kararlarına tam uyum göstererek yeni bir ihlal ortaya çıkmasını önlemesidir.
10) Yeniden yargılama sonucunda beraat kararı verilirse başvurucunun tazminat hakkı var mıdır?
Evet. Yenilenen yargılama sonunda başvurucu hakkında beraat kararı verilir veya ceza verilmesine yer olmadığına karar verilirse, önceki mahkûmiyet hükmünün infaz edilmiş olması nedeniyle uğranılan zararların tazmini için başvurucunun talep hakkı vardır. CMK m.323/3, bu durumda tazminat talebinin usulünü düzenlemiştir:
Mahkeme, beraat kararında, önceki mahkûmiyet nedeniyle çekilen hapis cezası veya diğer yaptırımlar dolayısıyla oluşan maddi ve manevi zararların tazminine hükmedilmesi için başvurucunun CMK m.141 ve devamı hükümlerine göre talepte bulunabileceğini belirtir. Gerçekten de CMK m.141/1-e, “hukuken geçerli bir hükümle mahkûm olmaksızın ceza infazına tâbi tutulanların” maddî ve manevi zararlarını devletten talep edebileceğini öngörmektedir. Dolayısıyla yeniden yargılama sonunda aklanan kişi, CMK m.141-144 çerçevesinde devlete karşı tazminat davası açabilir.
Kanuna göre tazminat talebi, beraat kararının kesinleşmesinden itibaren 3 ay (ve her hâlde öğrenme tarihinden itibaren 1 yıl) içinde tazminat komisyonuna sunulmalıdır. Bu süreler hak düşürücü niteliktedir.
Tazminat talebinde, başvurucunun önceki mahkûmiyeti nedeniyle maruz kaldığı maddi zararlar (örneğin ceza infazı sebebiyle yoksun kalınan kazanç, ödenen para cezaları vb.) ile manevi zararlar (itibar kaybı, psikolojik zarar gibi) istenebilir. Ulusal hukukumuzdaki bu tazminat güvencesi, AİHS’e Ek 7 No’lu Protokol’ün 3. maddesinde öngörülen “mahkûmiyetin ardından masumiyetin ortaya çıkması hâlinde tazminat” ilkesine de uygun düşmektedir.
11) Birden çok kişi, toplu halde tek bir dilekçeyle yargılamanın yenilenmesini talep edebilir mi?
Hayır. Yargılamanın yenilenmesi kurumu niteliği gereği kişiye sıkı sıkıya bağlı, bireysel bir kanun yoludur. Her bir başvurucu, kendi davasında AİHM’in kesinleşmiş bir ihlal kararı bulunduğunu ve bu ihlalin kendi mahkûmiyet hükmüne etki ettiğini ayrı ayrı ortaya koymak durumundadır. Topluca (ortak bir dilekçe ile) başvuru yapılması, her kişinin durumunun bireysel değerlendirmesini engelleyeceğinden mümkün değildir. Bu nedenle, Demirhan kararında ismi bulunan kişiler dahi, yeniden yargılama için her biri ayrı dilekçeyle ve kendi davalarına özgü gerekçelerle başvurmalıdır. Mahkeme, her bir başvurucunun talebini kendi dosyasının koşullarına göre inceleyip karara bağlayacaktır. Ortak özellikler taşıyan davalar bile olsa, usul hukuku açısından herkes için ayrı bir yeniden yargılama prosedürü işletilir.
12) Yargılamanın yenilenmesi talebi, cezanın infazını durdurur mu? Yeniden yargılama sürecinde başvurucunun hukuki statüsü nedir?
CMK’da, yeniden yargılama talebinde bulunulmasının hükmün infazını kendiliğinden durduracağına dair bir düzenleme bulunmamaktadır. Bu nedenle, kural olarak, kesinleşmiş mahkûmiyet hükmünün infazı, yargılamanın yenilenmesi süreci devam ederken de işlemeye devam eder. Yani hükümlü, yeniden yargılama talebi yaptı diye otomatik olarak tahliye edilmez veya cezasının infazı bekletilmez. Başvurucunun hukuki statüsü de, yeniden yargılama kararı verilene kadar “hükümlü” olarak devam eder; hakkında kesinleşmiş bir mahkûmiyet kararı bulunduğu için yargılama yenilenirken dahi kişi sanık konumunda değil, hükümlü konumundadır.
Anayasa Mahkemesi, AİHM kararı sonrası yeniden yargılama sürecinde mahkeme kararlarında başvurucudan “hükümlü” olarak bahsedilmesinin, başvurucunun mevcut hukuki statüsünü tanımlamakta olduğunu ve bu ifadeyle anılmasının masumiyet karinesine aykırılık oluşturmadığını belirtmiştir. Yani mahkûmiyet hükmü kaldırılana dek kişi masum sayılmakla birlikte teknik olarak hükümlü statüsündedir, bu durum AYM’ye göre suçsuzluk karinesini ihlâl etmez.
Buna karşılık, AİHM içtihadında yeniden yargılama sürecinde dahi başvurucuya “hükümlü sanık” denilmesi eleştirilmiştir. Dicle ve Sadak / Türkiye kararında AİHM, haklarındaki mahkûmiyet hükmü kesinleştikten sonra yeniden yargılanmakta olan başvurucuların mahkeme nezdindeki sıfatının hükümlü olarak anılmasının AİHS m.6/2’de düzenlenen masumiyet karinesine aykırı olduğuna hükmetmiştir. Bu görüş farkı, yeniden yargılama sürecinde masumiyet karinesinin kapsamı konusunda önemli bir tartışmaya işaret etmektedir. Sonuç olarak, ulusal makamlar her ne kadar hukuken başvurucuyu “mevcut bir mahkûmiyet kararı olan hükümlü” olarak nitelese de, yeniden yargılama yapılması kişiye fiilen masumiyet karinesinden tam olarak yararlanabileceği ikinci bir şans tanır. Yeniden yargılama neticesinde önceki hüküm ortadan kaldırıldığında, kişinin hukuki statüsü de tamamen beraat etmiş kişi haline gelir.
Yeniden yargılama sürecinde, başvurucuların cezasının infazına ara verilmesi yönünde geçici tedbirler talep etmesi mümkündür. Özellikle hali hazırda tutuklu veya hükümlü olarak cezaevinde bulunan başvurucular, yeniden yargılama talebiyle birlikte tahliye talebinde bulunabilirler. Mahkeme, koşulları uygun görürse yargılamanın yenilenmesine karar vermeden önce dahi infazın geçici olarak durdurulmasına veya başvurucunun salıverilmesine karar verebilir (örneğin CMK m.312 uyarınca infazın geri bırakılması tedbiri gibi). Uygulamada, yeniden yargılama talebi kabul edilip yeniden yargılama başladıktan sonra da, mahkeme hükmün infazına ilişkin uyarlama taleplerini değerlendirebilir. Örneğin yenilenen yargılama sırasında tutukluluk incelemesi yapılarak tahliye kararı verilebilir veya kesinleşmiş cezanın infazının durdurulması yoluna gidilebilir. Sonuç olarak, yargılamanın yenilenmesi süreci tek başına infazı durdurmasa da, başvurucunun mağduriyetini önlemek için yargılama makamları gerekli görülen infaz hukuku tedbirlerini alabilirler. Bu konudaki karar, somut olayın özelliklerine ve yeniden yargılama talebinin güçlülüğüne göre mahkemenin takdirine bağlıdır.
13) Başvurusu AİHM önünde derdest olan, Hükümete bildirilen, hakkında ‘Başvuruda bir karar alınması beklenmektedir‘ uyarısı bulunan, hakkında henüz karar verilmeyen, başvurusunun İncelenmesi hala devam edenler yeniden yargılama talebinde bulunabilir mi?
Hayır. CMK m.311/1-f’ye göre yeniden yargılama talebinin dayanağı, başvurucu lehine verilmiş kesinleşmiş bir AİHM ihlal karar olmasıdır. AİHM’deki başvuru henüz derdest ise veya karar henüz kesinleşmemişse, bu koşul gerçekleşmediğinden yargılamanın yenilenmesi istenemez.
Benzer şekilde, eğer AİHM başvurusu süre/açıkça dayanaktan yoksunluk gibi sebeplerle kabul edilemez bulunmuş ya da başka usulî nedenle reddedilmişse, AİHM esasa girip ihlal tespiti yapmamış olduğundan CMK m.311/1-f kapsamında yeniden yargılama imkânı doğmaz. Bu durumda, başvurucu açısından AİHM kararıyla tespit edilmiş bir hak ihlali bulunmadığı için ilgili kanun yolu şartı oluşmamıştır. (Not: Böyle bir durumda, somut olaya göre CMK m.311/1-e (yeni olay/delil ortaya çıkması) ya da CMK m.309 (kanun yararına bozma) gibi alternatif yollar değerlendirilebilir; ancak bunlar CMK m.311/1-f kapsamına girmez.)
14) Şikayeti 18 Aralık 2023 tarihinde Türk Hükümeti’ne bildirilen Bin başvurucu İçinde Yer Alıp da Demirhan Kararında Başvurusu Karara Bağlanmayanlar yeniden yargılama talebinde bulunabilir mi?
Hayır. CMK m.311/1-f’ye göre yeniden yargılama talebinin dayanağı, başvurucu lehine verilmiş kesinleşmiş bir AİHM ihlal kararı olmasıdır. AİHM’deki başvuru henüz derdest ise veya karar henüz kesinleşmemişse, bu koşul gerçekleşmediğinden yargılamanın yenilenmesi istenemez. Benzer şekilde, eğer AİHM başvurusu süre/açıkça dayanaktan yoksunluk gibi sebeplerle kabul edilemez bulunmuş ya da başka usulî nedenle reddedilmişse, AİHM esasa girip ihlal tespiti yapmamış olduğundan CMK m.311/1-f kapsamında yeniden yargılama imkânı doğmaz. Bu durumda, başvurucu açısından AİHM kararıyla tespit edilmiş bir hak ihlali bulunmadığı için ilgili kanun yolu şartı oluşmamıştır. (Not: Böyle bir durumda, somut olaya göre CMK m.311/1-e (yeni olay/delil ortaya çıkması) ya da CMK m.309 (kanun yararına bozma) gibi alternatif yollar değerlendirilebilir; ancak bunlar CMK m.311/1-f kapsamına girmez.)
AİHM önündeki gelişmelerden haberdar olmak için Whatsapp kanalımı takip edebilirsiniz

- Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi önündeki davalarda yaşanan gelişmelere,
- Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarına,
- AİHM‘in Türk Hükümeti’ni savunmaya davet ettiği davalara,
- AİHM’nin önemli bildirilerine
- Yazımlarıma, sıcağı sıcağına ulaşmak için WhatsApp kanalımı takip edebilirsiniz.
