Cezaevinde Kitap Yasaklarına İlişkin AİHM’den İhlal Kararı
Cezaevinde Kitap Yasaklarına İlişkin Aktaş ve Diğerleri v. Türkiye Kararı

Cezaevinde kitap yasaklarına ilişkin şikayetleri ele alan Aktaş ve Diğerleri v. Türkiye davası; olayların geçtiği dönemde farklı ceza infaz kurumlarında bulunan başvuruculara posta yoluyla gönderilen bazı yayınların, cezaevi eğitim kurullarının kararları uyarınca kendilerine verilmemesi nedeniyle, AİHS m. 10 kapsamındaki “bilgi ve fikir alma özgürlüğüne” yapılan müdahaleyi konu edinmektedir.
Somut olarak, hakkında herhangi bir toplatma yahut yasaklama kararı bulunmayan Azra Kohen’e ait “Fi” ve “Çi” adlı eserler, “sakıncalı” kabul edilerek müvekkilim R. İ.’ye teslim edilmemiş; idare söz konusu işlemi 5275 sayılı Kanun ve ikincil düzenlemelere dayandırmıştır.
Başvurucular, söz konusu yayınlar hakkında herhangi bir toplatma veya yasaklama kararı bulunmadığını belirterek, yayınların kendilerine verilmemesini idarenin keyfî müdahalesi olarak nitelemiş; bu nedenle 4675 sayılı İnfaz Hâkimliği Kanunu uyarınca ilgili infaz hâkimliklerine başvurmuşlardır. İnfaz hâkimliklerince taleplerin reddi üzerine ilgili ağır ceza mahkemelerine itiraz edilmiş; ancak bu itirazlar da esastan reddedilmiştir. Bunun akabinde, başvurucular AİHS m. 10 kapsamında güvence altına alınan bilgi ve fikir alma özgürlüğünün ihlal edildiği iddiasıyla Anayasa Mahkemesi’ne bireysel başvuru yapmış; Anayasa Mahkemesi ise başvuruları özet gerekçelerle “kabul edilemez” bulmuştur.
Başvurucular, iç hukuk yollarını tükettikten sonra AİHS m. 10 kapsamında güvence altındaki “bilgi ve fikir alma” özgürlüklerinin ihlal edildiği iddiasıyla Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM)’ne başvurmuştur. Mahkeme, başvuruları incelemeye değer bularak Türk Hükümeti’ni başvurucuların şikayetlerine karşı gözlemlerini sunmaya davet etmiştir. Hükümet sunduğu savunmasında; müdahalenin 5275 sayılı Kanun ile ilgili yönetmelik ve yönergelere dayandığını, ceza infaz kurumlarında düzen ve güvenliğin sağlanması ile suçun önlenmesi meşru amaçları doğrultusunda gerekli olduğunu, teslim edilmeyen yayınların içeriklerinin kurumsal güvenliği tehlikeye düşürdüğünü ve bu nedenle önlemin orantılı sayılması gerektiğini ileri sürmüştür.
Başvurucular ise; işlemlerin soyut ve genellemeci gerekçelere dayandığını, yayınların şiddeti meşrulaştırdığına veya örgütsel iletişime hizmet ettiğine dair somut gösterge ortaya konulmadığını, hangi sayfa ya da pasajların “sakıncalı” olduğunun belirtilmediğini; bu itibarla müdahalenin “kanunla öngörülme”, “demokratik bir toplumda gerekli olma” ve “ölçülülük” koşullarını karşılamadığını, ayrıca daha hafif araçların (örneğin belirli bölümlerin ayrılması ya da denetimli erişim) değerlendirilmediğini vurgulamıştır.
AİHM, incelemeye müdahalenin “kanunla öngörülmüş” olup olmadığıyla başlamıştır. 5275 sayılı Kanun ve ikincil mevzuat, yayınların mahpuslara teslimine ilişkin çerçeveyi çizmekle birlikte uygulamanın geniş ve yargısal denetime elverişsiz bir takdir alanına dayandığı; idari kararların yeterli öngörülebilirlik sağlayan açık ve ayrıntılı ölçütlere bağlanmadığı tespit edilmiştir.
Meşru amaç bakımından cezaevi güvenliği, disiplinin korunması ve suçun önlenmesi hedefleri kabul edilebilir görülmüştür. Ne var ki Mahkeme, “demokratik bir toplumda gerekli olma” ve “ölçülülük” denetiminde, kitapların teslim edilmemesine ilişkin kararlarının somut, içerik odaklı ve bireyselleştirilmiş gerekçe içermediğini; sakıncalı sayılan kısımların sayfa ve pasaj bazında gösterilmediğini; daha hafif araçların neden yetersiz görüldüğünün tartışılmadığını vurgulamıştır. Bu nedenle, söz konusu yayınların genel ve kategorik bir şekilde teslim edilmemesine ilişkin uygulamanın izlenen meşru amaçlarla makul bir orantı içinde bulunmadığı sonucuna ulaşılmıştır. Anayasa Mahkemesi’nin benzer yöndeki değerlendirmeleri de dikkate alınarak, AİHM somut olayda bilgi ve fikir alma özgürlüğünün ihlal edildiğine hükmetmiştir (Karara ulaşmak için tıklayınız).
Cezaevlerinde Bilgi ve Fikir Alma Özgürlüğü: Denge, Somut Gerekçe ve Ölçülülük
Karar, cezaevlerinde mahpusların bilgi alma hakkı açısından önemli bir içtihat teşkil etmektedir. Mahkeme, bir yandan cezaevi güvenliği ve disiplininin önemini kabul ederken; öte yandan bu gerekçelerin mahpusların ifade ve fikir alma özgürlüğünü sınırlamada somutlaştırılmış gerekçe, bireysel ölçülülük ve alternatif tedbirlerin dikkate alınması gerektiğini hatırlatmıştır. Anayasa Mahkemesi de benzer bir davada, cezaevindeki kitap yasaklamalarının yeterli gerekçe içermemesi nedeniyle yapısal bir sorun oluşturduğunu belirtmiş; kitaplara erişimin keyfi önlemlerle değil, öngörülebilir ve makul kurallarla sınırlandırılması gerektiğini vurgulamıştır. Bu ilkeler uyarınca mahpuslara yönelik kısıtlamalar, her bir dava özelinde detaylı incelenmeli, yasaklanacak içerik açıkça belirlenmeli ve ihtiyaç halinde alternatif çözüm yolları (örneğin infaz kurumu kütüphanelerinden veya denetimli sunuşlardan yararlanma imkânı) titizlikle değerlendirilmeli; aksi takdirde temel haklara orantısız bir müdahale söz konusu olacaktır.
Aktaş ve Diğerleri/Türkiye kararı, ayrıca, cezaevlerinde mahpusların bilgi alma özgürlüğünün sınırlarını tekrar hatırlatmıştır. Karar, idarelerin kitap yasaklama yetkisini sıkı kurallarla sınırlamış; hukuki belirlilik, somut gerekçe ve orantılılık ilkelerini vurgulamıştır. Cezaevi güvenliği ile mahpusların ifade özgürlüğü arasındaki dengeyi kurarken, mahpusların devlet gözetiminden bağımsız olarak fikir edinebilme hakkının korunması gerektiği bir kez daha kabul edilmiştir. Bu bağlamda, mahpuslara yönelik her tür yayın yasağı, ancak kuvvetli ve açık bir hukuki temel ile getirildiğinde meşru olacaktır; aksi halde sınırlandırma hakkı AİHS ile güvence altına alınan temel özgürlüğe aykırı sayılabilir.
Sıkça Sorulan Sorular
Fikir ve bilgi alma özgürlüğünün kapsamı nedir?
AİHS m.10, sadece düşünce açıklamayı değil başkalarından fikir ve bilgi edinmeyi de güvence altına alır. Bu kapsamda bir kişi, yayınları okuyarak ve diğer insanların fikirlerini öğrenerek kendi fikir dünyasını zenginleştirebilir. Örneğin AİHM, kitap veya gazete gibi süreli/süresiz yayınlara erişim hakkını bu özgürlük kapsamında değerlendirmiştir
Fikir ve bilgi alma özgürlüğünün cezaevi bağlamında sınırları nelerdir?
Cezaevine girmek bazı kısıtlamalar getirir; mahpusların her tür yayına serbestçe erişme hakkı yoktur. Ancak cezaevi güvenliği ve disiplinine dayalı sınırlamalar makul ve kanuni olmalıdır. Diğer bir ifadeyle, temel haklar cezaevi ortamında da mümkün olduğunca korunmalı, kısıtlama kabul edilebilir bir somut gerekçeye dayanmalı ve keyfî uygulamalara fırsat verilmemelidir.
Fikir ve bilgi alma özgürlüğünün kısıtlanmasına yönelik meşru amaçlar neler olabilir?
Devletler, ceza infaz kurumlarında güvenlik, düzen ve suç işlenmesinin önlenmesi gibi haklı sebeplerle müdahalede bulunabilir. Örneğin terör veya suç örgütü propagandası yapan yayınların mahpusa teslim edilmemesi kamu yararı sayılabilir. Ancak AİHM ve AYM kararlarına göre bu tür amaçlar, her somut olayda özellikle belirtilmeli, Anayasa’nın 13. maddesindeki “kanunla düzenleme” ve “ölçülülük” şartlarına uygun hareket edilmelidir.
Fikir ve bilgi alma özgürlüğüne yapılacak müdahalenin koşulları nelerdir?
Her türlü sınırlama, “kanunda öngörülme” ilkesine uygun olmalıdır. Ceza İnfaz Kanunu ve ikincil mevzuat, mahpusların kitap edinmesini düzenler ama uygulamadaki tereddütler bu kararların keyfî yorumlanmasına yol açmıştır. AİHM, cezaevi yöneticilerinin geniş takdir yetkisinin sınırlandırılmasının somut kurallarla sağlanması gerektiğini açıkça belirtmiştir. Bir başka deyişle, hangi kitapların neden engelleneceği belirsiz olursa (örn. “sakıncalı” ibaresiyle kalırsa), bu durum hak ihlali sayılabilir.
Cezaevinde fikir ve bilgi alma özgürlüğüne yapılan müdahaleye karşı iç hukuktaki başvuru yolları nelerdir?
Cezaevindeki mahpuslar, kitaplar kendilerine teslim edilmediğinde önce infaz hâkimliğine başvurabilir. Olumsuz karar halinde yetkili ağır ceza mahkemesine itiraz edebilirler. Tüm bu yargı yolları sonuç vermediğinde ise Anayasa Mahkemesi’ne bireysel başvuru yapılır.
AİHM’e nasıl başvurulur?
İç hukuk yolları (infaz hâkimliği, ağır ceza itirazı ve AYM bireysel başvurusu) tüketildiğinde, AİHS m. 35/1 uyarınca dört aylık başvuru süresi işlemeye başlar. Kural olarak süre, nihai iç hukuk kararının tebliğ/öğrenilme tarihinden itibaren hesaplanır. Bu süre içinde AİHM başvuru formu eksiksiz doldurulmalı ve zorunlu ekler (nihai kararın tam metni, tebliğ/öğrenme belgesi ve iç hukuk aşamalarına ilişkin kararlar) Mahkeme İçtüzüğü’nün Kural 47 gereklerine uygun biçimde sunulmalıdır.
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin (AİHM), ceza infaz kurumlarında uygulanan tedbirlerin Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin m. 3 (işkence ile insanlık dışı/aşağılayıcı muamelenin mutlak yasağı), m. 5 (özgürlük ve güvenlik hakkı), m. 8 (özel ve aile hayatına saygı hakkı), m. 13 (etkili başvuru hakkı) ve 1 No’lu Protokol m. 1 (mülkiyetin korunması) bakımından hak ihlali oluşturduğuna hükmettiği kararlarına erişmek için buraya tıklayınız.
AİHM önündeki gelişmelerden haberdar olmak için Whatsapp kanalımı takip edebilirsiniz

- Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi önündeki davalarda yaşanan gelişmelere,
- Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarına,
- AİHM‘in Türk Hükümeti’ni savunmaya davet ettiği davalara,
- AİHM’nin önemli bildirilerine
- Yazımlarıma, sıcağı sıcağına ulaşmak için kanalımı WhatsApp kanalımı takip edebilirsiniz.
