cezaevi tutma kosullari min

Cezaevindeki Tutma Koşullarına İlişkin AİHM Önündeki Şikayetler: Durmuş Selman DEMİRSOY v. Türkiye ve diğer 6 Başvuru

Bu yazı Durmuş Selman DEMİRSOY v. Türkiye ve diğer 6 Başvuru adı altında birleştirilerek 12 Mart 2025 tarihinde Türk Hükümeti’ne bildirilen ve başvuru sahiplerinin ‘Cezaevindeki Tutma Koşullarından’ ve ‘Özgürlük ve Güvenlik Haklarının’ ihlal edildiğinden yani maruz kaldığı hukuka aykırı tutuklama tedbirinden şikâyet ettiği başvuru ile ilgilidir.

Tarafımca duyurulan en son gelişmeye doğrudan ulaşmak için buraya tıklayınız.

Dava kapsamındaki her gelişmeye ilişkin detayları aşağıda bulabilirsiniz. Bununla birlikte, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi‘nin esasa ilişkin verdiği kararlara ulaşmak için buraya, kayıttan düşürme kararlarına ulaşmak için buraya, henüz karara bağlanmayan başvuruların ne zaman karara bağlanacağına ulaşmak için buraya tıklayınız.

AİHM önündeki özgürlük ve güvenlik hakkının ihlali iddialarına ilişkin diğer davalar için buraya tıklayınız.

DAVANIN KONUSU

keyfi tutuklama ve İnsanlık dışı cezaevi koşulları

cezaevi tutma kosullari min

Başvurular, esas olarak, 15 Temmuz 2016 tarihinde gerçekleşen darbe girişiminin ardından, başvurucuların FETÖ/PDY (Türk yetkililer tarafından “Fetullahçı Terör Örgütü / Paralel Devlet Yapılanması” olarak tanımlanan bir örgüt) üyeliği şüphesiyle gözaltına alınmaları ve tutuklanmaları ile tutma koşullarına ilişkindir.

Başvurucular, Sözleşme’nin 3. ve 5. maddesinin 1. fıkrasının (c) bendi uyarınca, özellikle tutuldukları kalabalık koğuşlarda yeterli kişisel alanın bulunmaması nedeniyle yetersiz tutma koşullarından şikâyetçidir. Ayrıca, herhangi bir suç işlediklerine dair bir şüphe olmaksızın tutuklandıklarını ileri sürmektedirler.

Buna ek olarak, bazı başvurucular Sözleşme’nin 5. maddesinin 3. ve 4. fıkralarına da dayanarak; ilk tutuklama ve/veya tutukluluğun devamına ilişkin kararların ilgili ve yeterli gerekçelere dayanmadığını, tutukluluk sürelerinin orantısız şekilde uzun olduğunu, tutukluluğun gözden geçirilmesinin duruşma yapılmadan gerçekleştirildiğini ve Cumhuriyet savcısının görüşünden haberdar edilmediklerini, soruşturma dosyalarına erişimlerinin kısıtlandığını, etkili hukuki yardım ve itiraz imkânlarından faydalanamadıklarını – özellikle avukatlarıyla olan iletişimlerinin cezaevi idaresi tarafından kısıtlanıp denetlenmesi nedeniyle – ve tutukluluğa itirazlarının ya hiç incelenmediğini ya da çok geç incelendiğini ileri sürmektedirler.

DAVALARIN ELE ALINMA SÜRECİ

AİHM TÜRK HÜKÜMETİ’Nİ SAVUMASINI SUNMAYA DAVET ETTİ

Türk Hükümeti’ne Bildirilen Davalar

ByLock

15 Temmuz 2016 sonrasında FETÖ/PDY üyeliği iddiasıyla tutuklanan ve ‘Özgürlük ve Güvenlik Hakkı’ ile ‘İnsanlık Dışı Muamele Yasağı’nın ihlal edildiğini ileri sürerek AİHM’e bireysel başvuru yapan 7 başvurucunun şikayetleri, Durmuş Selman DEMİRSOY v. Türkiye ve diğer 6 Başvuru grubunda birleştirilerek 12 Mart 2025 tarihinde Türk Hükümeti’ne bildirildi (Mahkeme’nin bu konuda Hükümet’e yönelttiği sorulara, başvurucuların listesine ve başvurucuların Hükümet’e iletilen şikayetlerine ulaşmak için buraya tıklayabilirsiniz).

Türk Hükümeti, Mahkeme’nin talebi üzerine 08/07/2025 tarihine kadar başvurucuların dile getirdiği şikayetlerin esası ve kabul edilirliğine ilişkin savunmasını sunacak.

Şikayeti Türk Hükümeti’ne bildirilen 7 kişinin listesi aşağıdadır

Başvurucuların Şikayetleri

Başvurucular, Sözleşme’nin 3. ve 5. maddesinin 1. fıkrasının (c) bendi uyarınca, özellikle tutuldukları kalabalık koğuşlarda yeterli kişisel alanın bulunmaması nedeniyle yetersiz tutma koşullarından şikâyetçidir. Ayrıca, herhangi bir suç işlediklerine dair bir şüphe olmaksızın tutuklandıklarını ileri sürmektedirler.

Buna ek olarak, bazı başvurucular Sözleşme’nin 5. maddesinin 3. ve 4. fıkralarına da dayanarak; ilk tutuklama ve/veya tutukluluğun devamına ilişkin kararların ilgili ve yeterli gerekçelere dayanmadığını, tutukluluk sürelerinin orantısız şekilde uzun olduğunu, tutukluluğun gözden geçirilmesinin duruşma yapılmadan gerçekleştirildiğini ve Cumhuriyet savcısının görüşünden haberdar edilmediklerini, soruşturma dosyalarına erişimlerinin kısıtlandığını, etkili hukuki yardım ve itiraz imkânlarından faydalanamadıklarını – özellikle avukatlarıyla olan iletişimlerinin cezaevi idaresi tarafından kısıtlanıp denetlenmesi nedeniyle – ve tutukluluğa itirazlarının ya hiç incelenmediğini ya da çok geç incelendiğini ileri sürmektedirler.

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin Türk Hükümeti’ne Yönelttiği Sorular

Yukarıdaki şikayetlerle ilgili, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin Türk Hükümeti’ne cevaplaması için yönelttiği sorular ise aşağıdaki gibidir:

Taraflara Yöneltilen Sorular

  1. Başvurucuların tutulma koşulları, özellikle çok kişilik koğuşlarda kalan mahpus sayısı dikkate alındığında kişi başına düşen kişisel alan yönünden, Sözleşme’nin 3. maddesi kapsamında insanlık dışı veya aşağılayıcı muamele teşkil etmiş midir? (Bkz. Muršić/Hırvatistan [BD], no. 7334/13, §§ 136-140, 20 Ekim 2016; ve İlerde ve Diğerleri/Türkiye, no. 35614/19 ve diğer 10 başvuru, §§ 169-199, 5 Aralık 2023) Hükümet’ten, Mahkeme içtihadında belirtilen yöntem doğrultusunda (İlerde ve Diğerleri, §§ 173-176), başvurucuların tutuldukları cezaevi hücrelerinde kendilerine sunulan zemin alanı ve tutuklu kaldıkları dönemlerin ayrıntılı bir şekilde Mahkeme’ye sunulması istenmektedir.
  2. Başvurucular, Sözleşme’nin 5 § 1(c) maddesi anlamında, bir suç işlediklerine dair “makul bir şüphe” temelinde mi özgürlüklerinden yoksun bırakılmışlardır? (Bkz. Fox, Campbell ve Hartley/Birleşik Krallık, 30 Ağustos 1990, § 32). Bu bağlamda, özellikle Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 100. maddesinin, suçun işlendiğine dair “kuvvetli suç şüphesini gösteren somut delilleri” şart koştuğu dikkate alınmalıdır. Ayrıca, Anayasa Mahkemesi, başvurucuların tutuklanmasına ilişkin kararlardan sonra elde edilen delillere dayanarak mı makul şüphenin varlığını kabul etmiştir? (Bkz. Baş/Türkiye, no. 66448/17, § 185, 3 Mart 2020)
  3. Başvurucuların tutukluluğu, Sözleşme’nin 5 § 3 maddesinin gerekleriyle bağdaşmakta mıdır? Özellikle: (i) Başvurucular hakkında ilk tutuklama kararı veren, tutukluluğun devamına hükmeden ve bu kararlara yapılan itirazları inceleyen hâkimler, özgürlükten yoksun bırakma kararlarına ilişkin ilgili ve yeterli gerekçeleri ortaya koyma yükümlülüklerini yerine getirmişler midir? (Bkz. Buzadji/Moldova [BD], no. 23755/07, § 102, 5 Temmuz 2016) (ii) Başvurucuların tutukluluk süresi, “makul süre” şartını ihlal etmiş midir?
  4. Başvurucuların, Sözleşme’nin 5 § 4 maddesi gereğince, özgürlüklerinden yoksun bırakılmalarının hukuka uygunluğunu etkili biçimde dava edebilecekleri etkili bir başvuru yolu mevcut muydu? Bu bağlamda Hükümet aşağıdaki şikâyetlere cevap vermelidir: (i) Silahların eşitliği ilkesi ihlal edilmiştir; zira tutukluluğun uzatılmasına ve bu kararlara yapılan itirazlara ilişkin değerlendirmeler duruşma yapılmaksızın gerçekleştirilmiş ve savcının görüşü başvuruculara iletilmemiştir (Bkz. Baş, §§ 212-214; Kocamış ve Kurt/Türkiye, no. 227/13, §§ 34-35, 25 Ocak 2022). (ii) Başvurucular, soruşturma dosyasına erişim kısıtlandığı için tutukluluklarına etkili şekilde itiraz edememiştir (Bkz. Ceviz/Türkiye, no. 8140/08, § 41, 17 Temmuz 2012). (iii) Tutukluluğa yapılan itirazlar hiç incelenmemiş ya da geç incelenmiştir (Bkz. Shannon/Letonya, no. 32214/03, §§ 67-74, 24 Kasım 2009). (iv) Başvurucular, avukatlarıyla yaptıkları görüşmelerin izlenmesi nedeniyle, tutukluluklarına etkili biçimde itiraz edebilecekleri nitelikte hukuki yardımdan ve imkânlardan yoksun bırakılmışlardır (Bkz. kıyasen, Černák/Slovakya, no. 36997/08, § 78, 17 Aralık 2013).
  5. Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 141. maddesi kapsamında sunulan tazminat yolu, Sözleşme’nin 5 § 4 maddesi anlamında başvurucuların şikâyetleri bakımından etkili bir başvuru yolu teşkil etmekte midir?
avukat min

AİHM Önünde Avukat İle Temsil

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi İç Tüzüğü’nün 36. maddesinin 2. fıkrası kapsamında Daire Başkanı tarafından başvuruculara kendilerini temsil etme imkanı tanınmıştır.

Türk

Yargılama Kapsamında Kullanılacak Dil

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi İç Tüzüğü’nün 34. maddesinin 3. fıkrası kapsamında Daire Başkanı tarafından başvurucuların Türkçe kullanmalarına izin verilmiştir.

Bu Aşamada Başvurucu Ya Da Avukatlar Ne Yapmalı?

Başvurucular dilerse bir temsilci atayarak davalarını bu şekilde takip edebilirler. Bununla birlikte, başvuruların eComms hesabı üzerinden takip edilmesini özellikle tavsiye ederim.

TÜRK HÜKÜMETİNİN İLK SAVUNMASI

Genel Çerçeve

Hükümet, Mahkeme’nin kendisinden özellikle iki eksende görüş istediğini hatırlatmaktadır:
(i) Cezaevi koşulları bakımından AİHS m. 3 yönünden insanlık dışı veya aşağılayıcı muamele yasağının ihlali iddiası; (ii) 15 Temmuz 2016 sonrasındaki gözaltı ve tutuklamaların AİHS m. 5 §§ 1(c), 3 ve 4 bakımından hukuka uygunluğu ve bunlara karşı etkili başvuru yollarının varlığı. Ayrıca Hükümet, 15 Temmuz darbe girişimi, sonrasında ilan edilen olağanüstü hâl ve AİHS m. 15 kapsamındaki derogasyon bildirimini uzun uzun özetleyerek, tüm tedbirlerin “ulusun varlığını tehdit eden olağanüstü durum” bağlamında ve zorunluluk ölçüsünde alındığını ileri sürmektedir.


Kabul Edilebilirlik İtirazları

Mağdur Sıfatının Kaybı

Hükümet, bazı başvurucular yönünden cezaevi koşulları ve özgürlükten yoksun bırakılmaya ilişkin şikâyetler bakımından mağdur sıfatının ortadan kalktığını savunmaktadır. Gerekçe olarak, iç hukukta CMK m. 141 vd. hükümlerine dayalı tazminat davaları sonucunda başvurucu lehine kararlar verilmesini ve/veya tutmanın sona ermesini göstermekte; bu durumda AİHS m. 34 anlamında mağdur sıfatının sürdürülemeyeceğini ileri sürmektedir.

Bireysel Başvuru Hakkının Kötüye Kullanılması

Hükümet, bazı başvurucuların Mahkeme’yi önemli usulî gelişmelerden haberdar etmediklerini, örneğin:

  • Tutukluluklarının sona ermesi,
  • Ceza yargılamasının tamamlanması,
  • Tazminat davası açılması veya yeni bireysel başvuruların yapılması

gibi hususları zamanında bildirmediklerini belirtmekte; bu durumun AİHM İçtüzüğü m. 47 § 7 ile bağdaşmadığını, dolayısıyla başvuruların AİHS m. 35 § 3(a) uyarınca “bireysel başvuru hakkının kötüye kullanılması” nedeniyle kabul edilemez ilan edilmesi gerektiğini öne sürmektedir.

Cezaevi Koşullarına İlişkin Şikâyetlerde İç Hukuk Yollarının Tüketilmemesi (AİHS m. 3)

Hükümet, cezaevi koşulları (kalabalık koğuşlar, metrekare eksikliği vb.) bakımından iki aşamalı bir tüketilmemiş yol itirazı getirmektedir:

  1. Başvurucuların şikâyetlerini önce ceza infaz kurumu idaresine, İdare ve Gözlem Kurulu’na veya İnfaz Hâkimliklerine taşımadıkları; buna rağmen bu iddiaları doğrudan Anayasa Mahkemesi’ne götürdükleri,
  2. Tutma koşulları sona erdikten sonra, İYUK m. 2 uyarınca idare aleyhine “tam yargı davası” açmadıkları.

Bu bağlamda Hükümet, İdari Yargılama Usulü Kanunu m. 2’ye dayalı tam yargı davasının, Anayasa Mahkemesi içtihadı ve AİHM kararları ışığında (özellikle Cüneyt Durmaz (2) kararı atfıyla), cezaevi koşullarına ilişkin şikâyetler bakımından etkili ve tüketilmesi zorunlu bir iç hukuk yolu olduğunu iddia etmektedir.

AİHS m. 5 § 1, 3 ve 4 Kapsamındaki Şikâyetlerde İç Hukuk Yolları

Özgürlük ve güvenlik hakkına ilişkin şikâyetler bakımından Hükümet, özetle şu tüketilmemiş yol itirazlarını dile getirir:

  • Anayasa Mahkemesi’ne bireysel başvuru yolunun, makul şüphe, tutukluluğun gerekçelendirilmesi, tutukluluk süresi ve tutuklamaya itiraz usulüne ilişkin tüm şikâyetler yönünden etkili ve erişilebilir bir yol olduğu; bazı başvurucuların belirli şikâyetlerini AYM önünde ileri sürmediği veya süre bakımından usulsüz başvuru yaptıkları,
  • CMK m. 141 vd. uyarınca tazminat davasının, hem haksız tutma (m. 5 § 1, 3) hem de tutukluluğa ilişkin usule dair eksiklikler (m. 5 § 4) yönünden AİHS m. 5 § 4 ve 5 anlamında etkili bir giderim yolu olduğu; buna rağmen başvurucuların önemli bir kısmının bu davayı açmadığı.

Sonuç olarak Hükümet, hem m. 3 hem m. 5 kapsamında pek çok şikâyetin, iç hukuk yolları tüketilmediği gerekçesiyle kabul edilemez ilan edilmesini talep etmektedir.


AİHS m. 3 – Cezaevi Koşullarına İlişkin İddialar

Hükümet, Mahkeme’nin Muršić/Hırvatistan ve İlerde ve Diğerleri/Türkiye içtihadında geliştirdiği kişisel alan (m²) ve koşullar testini ayrıntılı biçimde aktararak, somut olayda bu kriterlerin ihlal edilmediğini savunmaktadır.

Başlıca argümanlar şunlardır:

  • Başvurucuların tutulduğu çok kişilik koğuşlarda kişi başına düşen alanın, Mahkeme’nin öngördüğü asgari 3 m² eşiğinin üzerinde, çoğu zaman 5 m²’nin üzerinde olduğu; bu nedenle “aşırı kalabalık” yönünden güçlü ihlal karinesi doğmadığı,
  • Cezaevlerinde gün boyu açık olan havalandırma avlularının bulunduğu, mahpusların sabah yoklamasından akşam sayımına kadar avluyu sınırsız kullanabildiği; bu durumun kişisel alan hesabına dâhil olmasa dahi, “dış mekâna erişim” bakımından önemli bir telafi unsuru olduğu,
  • Her mahpusa yatak, yorgan, dolap, masa ve sandalye verildiği; yeterli sayıda tuvalet ve banyonun bulunduğu, sıcak-soğuk suya erişimin sağlandığı, hijyen ve temizlik malzemelerinin cezaevi idaresi veya kantin üzerinden temin edilebildiği,
  • Başvurucuların sosyal-kültürel faaliyetlere ve açık/kapalı görüşlere katıldıkları, kimsenin yerde veya ortak yatakta yatmadığı; kalabalığın geçici dönemlerde ilave yer yatağı ile çözüldüğü.

Bu gerekçelerle Hükümet, başvurucuların tutma koşullarının AİHS m. 3’te yasaklanan insanlık dışı veya aşağılayıcı muamele eşiğine ulaşmadığını, dolayısıyla ihlal bulunmadığını ileri sürmektedir.


AİHS m. 5 § 1(c) – “Makul Şüphe” ve Tutuklamanın Hukuka Uygunluğu

Hükümet, başvurucuların tutuklanmalarının AİHS m. 5 § 1(c) anlamında “makul bir şüpheye” dayandığını ve bu şüphenin CMK m. 100’ün aradığı “kuvvetli suç şüphesini gösteren somut deliller” ölçütüyle de uyumlu olduğunu savunmaktadır.

Bu kapsamda öne sürülen deliller, genel hatlarıyla:

  • Telefonlardan elde edilen ByLock verileri,
  • Başvurucuların “örgüt içi kod adları”na ilişkin tanık beyanları,
  • Gülen yapılanmasıyla bağlantılı okul, dernek, vakıf, sendika veya şirketlerde çalışma/üyelik,
  • Banka hareketleri ve örgütsel talimat niteliğinde olduğu iddia edilen mali işlemler,
  • Örgütsel sohbet toplantılarına (sohbet halkalarına) katılım ve buna dair tanık anlatımları,

şeklinde sıralanmaktadır. Hükümete göre bu unsurlar, AİHM’in Fox, Campbell and Hartley/Birleşik Krallık kararında ortaya koyduğu “makul şüphe” standardını karşılamakta; Anayasa Mahkemesi de benzer şekilde makul şüphenin varlığını, çoğu başvuruda ilk tutuklama anındaki deliller üzerinden tespit etmiştir. Dolayısıyla Hükümet, başvurucuların tutuklanmasının hem iç hukuk (CMK m. 100) hem de AİHS m. 5 § 1(c) bakımından hukuka uygun olduğunu ileri sürmektedir.


AİHS m. 5 § 3 – Tutukluluğun Gerekçelendirilmesi ve Süresi

Hükümet, tutuklama ve tutukluluğun devamına ilişkin kararların “ilgili ve yeterli gerekçeler” içerdiğini, tutukluluk sürelerinin de “makul süre” sınırını aşmadığını savunmaktadır.

İleri sürülen başlıca gerekçeler:

  • Suçlamanın niteliği (örgüt üyeliği ve darbe girişimiyle bağlantılı iddialar),
  • Katalog suç rejimi ve kanunda öngörülen ağır hapis cezaları,
  • Kaçma şüphesi (bazı başvurucuların soruşturma aşamasında fiilen kaçmış olmaları veya yakalama kararıyla bulunmaları),
  • Delilleri karartma ve tanıklara baskı riskinin, örgütün hücre tipi yapısı ve gizlilik ilkesi nedeniyle olağanüstü derecede yüksek olması,
  • Yargılamaların karmaşıklığı, çok sayıda sanık ve delil bulunması.

Hükümet, özellikle Gülen yapılanmasının hücre tipi örgütlenmesi, gizlilik ve delil yok etme talimatlarını öne çıkararak, tutukluluğun devamına ilişkin kararlarda delil karartma ve tanıklara baskı riskine yapılan atıfların “soyut” değil, somut güvenlik kaygılarına dayalı olduğunu vurgulamaktadır.

Sonuç olarak, hem ilk tutuklama kararlarında hem de devam kararlarında AİHS m. 5 § 3 anlamında meşru ve yeterli gerekçelerin bulunduğu, tutukluluk süresinin de davaların niteliği ve olağanüstü hâl koşulları dikkate alındığında makul sayılması gerektiği ileri sürülmektedir.


AİHS m. 5 § 4 – Tutukluluğa İtiraz ve CMK m. 141 Yolunun Etkinliği

Duruşmasız İnceleme, Savcı Mütalaası ve Dosyaya Erişim

Hükümet, tutukluluğun gözden geçirilmesi süreçlerinde:

  • İncelemenin çoğu kez duruşmasız yapılmasının, tek başına AİHS m. 5 § 4’ü ihlal etmeyeceğini; Mahkeme içtihadının her incelemede mutlaka yüz yüze duruşma öngörmediğini,
  • Savcılık mütalaalarının sanık veya müdafiye tebliğ edilmemesinin, dosya içerikleri ve önceki sorgu/duruşmalar yoluyla telafi edildiğini; silahların eşitliği ilkesinin özünün zedelenmediğini,
  • Soruşturma dosyalarına erişim kısıtlamalarının, özellikle terör suçları ve çok sayıda üçüncü kişinin bilgilerini içeren belgeler açısından, soruşturmanın gizliliği ve üçüncü kişilerin haklarının korunması amacıyla getirildiğini ve geçici nitelikte olduğunu,

savunmaktadır.

İtirazların geç veya hiç incelenmediği iddiaları bakımından ise Hükümet, somut dosyalarda incelemelerin makul süreler içinde yapıldığını, gecikme iddialarının abartılı olduğunu ileri sürmektedir.

CMK m. 141 Tazminat Davasının Etkinliği

Hükümet, uzun bir bölümde CMK m. 141 vd. hükümlerini ve ulusal içtihadı özetleyerek, bu yolun:

  • Haksız gözaltı ve tutuklamaya,
  • Tutukluluğa ilişkin usulî eksikliklere (örneğin duruşmasız inceleme, gecikmiş karar, dosyaya erişim kısıtlaması)

ilişkin şikâyetler bakımından AİHS m. 5 § 4 anlamında “etkili başvuru yolu” olduğunu savunmaktadır.

Bu kapsamda, AİHM’in ve Anayasa Mahkemesi’nin bazı kararlarına atıf yaparak, tazminat davası sonucunda ihlal tespiti ve maddi/manevi tazminata hükmedilebildiğini, dolayısıyla başvurucuların bu yolu tüketmeden AİHM önüne gelmelerinin usule aykırı olduğunu vurgulamaktadır.

6.3. AİHS m. 15 Bağlamında Değerlendirme

Son olarak Hükümet, AİHS m. 5 § 4 kapsamındaki tüm şikâyetlerin, 15 Temmuz sonrasında yürürlükte olan AİHS m. 15 derogasyonu ışığında değerlendirilmesi gerektiğini, olağanüstü hâl koşullarında tutukluluğun gözden geçirilmesi usullerinde getirilen sınırlamaların “durumun gerektirdiği ölçüde” olduğunu ileri sürmektedir.


Türk Hükümetinin Talebi

Türk Hükümeti, tüm bu gerekçeler çerçevesinde:

  • Başvuruların önemli bir bölümünün kabul edilemez (mağdur sıfatının kaybı, iç hukuk yollarının tüketilmemesi, bireysel başvuru hakkının kötüye kullanılması) ilan edilmesini,
  • Kabul edilebilir bulunacak şikâyetler bakımından ise esastan ihlal olmadığı sonucuna varılmasını,

talep etmektedir.


Türk Hükümeti’nin Savunmasına Cevap ve Adil Tatmin Talepleri

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, 20.10.2025 tarihli yazısında, başvurucunun en geç 20 Ocak 2026 tarihine kadar Hükümet’in savunmasına karşı yazılı görüş ve cevaplarını sunmasını ve adil tatmin (just satisfaction) taleplerini niceliksel olarak ortaya koymasını istemiştir. Mahkeme, bu sürenin “zaten istisnai olarak uzatılmış” bir süre olduğunu özellikle belirtmiş ve başka bir süre uzatımı verilmeyeceğini açıkça bildirmiştir.

Bu çerçevede başvurucuların (veya vekillerinin), belirtilen tarihe kadar aşağıdaki belgeleri sunmaları gerekmektedir:

  • Hükümet’in olay anlatımına ve hukuki itirazlarına karşı ayrıntılı ve sistematik cevaplarını,
  • İhlal iddialarına ilişkin tüm zarar kalemlerini (maddi/manevi zarar ile yargılama giderleri),
  • Bu zarar kalemlerine ilişkin hesaplamaları ve dayanak belgeleri (fatura, dekont, vekâlet ücreti sözleşmesi, masraf dökümleri vb.)

AİHM İçtüzüğü’nün 60. maddesi ve Mahkeme’nin Adil Tatmine İlişkin Uygulama Yönergesi uyarınca tam ve belgeli şekilde sunmaları zorunludur. Aksi hâlde Mahkeme, açıkça uyardığı üzere, hiçbir adil tatmine hükmetmeyebilir veya talepleri kısmen/ tamamen reddedebilir; bu sonuç, daha önce adil tatmin talep edileceğinin genel olarak belirtilmiş olmasına rağmen, süresinde sayısal ve belgeli talep sunulmaması hâlinde de geçerlidir.

Mahkeme ayrıca, dosyanın sağlıklı yürütülebilmesi için tüm yazışma ve eklerin yalnızca eComms sistemi üzerinden, standart A4 formatında ve sayfa numaralı olarak gönderilmesini istemekte; belge asıllarının gönderilmemesi gerektiğini hatırlatmaktadır. Başvurucuların ve vekillerinin, Mahkeme nezdinde kayıtlı e-posta adreslerini ve iletişim bilgilerini güncel tutmaları ve eComms hesaplarını düzenli olarak kontrol etmeleri özel bir yükümlülük olarak vurgulanmaktadır.

Sonuç itibarıyla, bu aşamada başvurucuların 20 Ocak 2026 tarihine kadar hem Hükümet savunmasına karşı esasa ve kabuledilebilirliğe ilişkin görüşlerini hem de adil tatmin taleplerini eksiksiz ve belgeli şekilde sunmaları, ayrıca yargılamanın bundan sonraki tüm seyri bakımından davanın mümkün mertebe eComms üzerinden takip edilmesi hayati önem taşımaktadır.

BAŞVURULAR KAPSAMINDA AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ’NİN VERDİĞİ KARARLAR

Esasa İlişkin Kararlar

Mahkeme, davaların esasına ilişkin henüz herhangi bir karar vermemiştir.

AİHM, Esasa İlişkin Kararlarını Ne Zaman Açıklayacak?

Mahkeme, taraflara henüz esasa ilişkin kararları ne zaman açıklayacağını bildirmedi.

Kayıttan Düşürme Kararları

Mahkeme, bu grupta Türk Hükümeti’ne bildirilen herhangi bir başvuruyu henüz kayıttan düşürmemiştir.

AİHM ÖNÜNDEKİ GELİŞMELERDEN HABERDAR OLMAK İÇİN WHATSAPP KANALIMA KATILABİLİRSİNİZ

Whatsapp
  • Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi önündeki davalarda yaşanan gelişmelere,
  • Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarına,
  • Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin Türk Hükümeti’ni savunmaya davet ettiği davalara,
  • AİHM’in önemli bildirilerine
  • Yazımlarıma, sıcağı sıcağına ulaşmak için WhatsApp kanalımı takip edebilirsiniz.

Similar Posts

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir