AİHM’in Yunanistan’a Bildirdiği 5 Geri İtme Vakası: Çocuklu Aileler, Kötü Muamele ve Hızlıca Geri Gönderme
AİHM Önündeki geri İtme vakalarında genel tablo
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, 9 Nisan 2026 tarihinde Yunanistan’a beş ayrı geri itme vakasını bildirdi. Dosyalar, çocuklu aileler de dâhil olmak üzere toplam 16 başvurucunun; sığınma taleplerine rağmen keyfî biçimde alıkonulduğunu, kötü muameleye, insanlık dışı muameleye ve aşağılayıcı muameleye maruz bırakıldığını, ardından Meriç hattından hızlıca geri gönderildiğini ortaya koymaktadır.
Mahkeme, bu dosyaların kabul edilebilirlik ve esas bakımından birlikte incelenmesine karar verdi. Böylece geri itme, hızlıca geri itme, hızlıca geri gönderme, kötü muamele, insanlık dışı muamele, aşağılayıcı muamele ve etkili başvuru hakkının yokluğu iddiaları doğrudan AİHM’in denetimine taşınmış oldu.
Bu beş dosyada toplam 16 başvurucu bulunmaktadır. Bunların 5’i çocuktur. Dosyalar birlikte değerlendirildiğinde, Yunanistan sınır hattında birbirine çok benzeyen bir uygulama modeli ortaya çıkmaktadır. Başvurucular, Yunanistan’a geçmeden önce ya da geçer geçmez avukatla irtibat kurmuş, sığınma talebinde bulunmuş ve Türkiye’ye geri gönderilmeleri hâlinde kötü muameleye maruz kalacaklarını açıkça bildirmiştir. Buna rağmen sığınma beyanları kayda geçirilmemiş, tercüman ve avukata erişim sağlanmamış, başvurucular kapalı araçlarla götürülmüş, gayriresmî biçimde alıkonulmuş ve nihayet Meriç üzerinden Türkiye’ye geri itilmiştir.
Bu tablo, meselenin tek tek sınır olaylarından ibaret olmadığını göstermektedir. Ortada, sığınma prosedürüne erişimin engellendiği, kişilerin hiçbir bireysel değerlendirme yapılmadan hızlıca geri gönderildiği, geri itme sürecinin çoğu kez kötü muamele ve insan onuruna bağdaşmayan muamele ile birlikte yürütüldüğü bir örüntü bulunmaktadır.
Yunanistan sınırında geri İtme ve hızlıca geri gönderme modeli
Beş dosyanın ortak noktası açıktır. Başvurucular, Yunan yetkililere uluslararası koruma talebinde bulunmuş; Türkiye’ye geri gönderilmeleri hâlinde özgürlüklerinin ve güvenliklerinin tehlikeye gireceğini söylemiş; avukat ve tercüman talep etmiştir. Buna rağmen başvurucular usulî güvencelerden yararlandırılmamış, kayıt dışı biçimde tutulmuş, çoğu durumda maskeli ve silahlı kişilerin kontrolüne bırakılmış ve botlarla Türkiye tarafına geçirilmiştir.
Dolayısıyla burada yalnızca sınır güvenliği tartışması yoktur. Burada geri itme ile hızlıca geri gönderme uygulamasının; keyfî alıkoyma, aşağılayıcı muamele, insanlık dışı muamele ve kötü muamele ile iç içe geçtiği bir fiilî rejim vardır. Özellikle çocuklu ailelere ilişkin dosyalar, bu rejimin etkilerinin yalnızca yetişkinlerle sınırlı olmadığını açıkça göstermektedir.
Beş geri İtme vakasında kötü muamele, aşağılayıcı muamele ve insanlık dışı muamele
D. grubu vakası: çocuklu aileye yönelik çıplak arama, tehdit ve geri İtme
İlk çocuklu dosyalardan biri olan D. grubu vakasında dört başvurucu bulunmaktadır. Bunlardan biri olay tarihinde yalnızca 8 yaş 5 aylık bir çocuktur. Başvurucular, Yunan görevlilere sığınma talebinde bulunmuş, avukat ve tercüman yardımı istemiş, ancak bu talepler karşılanmamıştır. Sonrasında kapalı kasalı araçlarla menfez benzeri kapalı bir alana götürülmüş, silah zoruyla çıplak aramaya tabi tutulmuş, para ve kişisel eşyalarından yoksun bırakılmış ve maskeli, silahlı kişilerin şiddeti altında Meriç üzerinden Türkiye’ye geri itilmiştir.
Bu vakayı ağırlaştıran hususlar ayrıca dikkat çekicidir. Kadın başvurucu bıçakla tehdit edilmiştir. Erkek başvurucular genital bölgeyi de kapsayan aşağılayıcı aramalara maruz bırakılmıştır. Dolayısıyla bu dosyada geri itme, yalnızca hızlıca geri gönderme biçiminde değil; çıplak arama, tehdit, kötü muamele ve insan onuruna bağdaşmayan muamele ile birlikte gerçekleşmiştir.
A. vakası: güvence verilerek alıkoyma ve ardından hızlıca geri gönderme
Tek başvuruculu A. vakası, farklı bir görünüm sergilemekle birlikte aynı derecede ağır bir ihlal tablosu ortaya koymaktadır. Başvurucu, Yunan avukatla buluşup resmî sığınma prosedürünü başlatma aşamasındayken yakalanmıştır. Sığınma talebini açıkça iletmiş, tercüman ve avukat istemiş, hatta kendisine güvende olduğu söylenmiştir. Buna rağmen önce karakola, ardından nezarethaneye konulmuş; birkaç saat sonra maskeli silahlı kişilere teslim edilmiş; Meriç kıyısına götürülmüş ve botla Türkiye’ye geri itilmiştir.
Bu vakada belirleyici nokta, başvurucuya önce koruma izlenimi verilmiş olmasıdır. Ancak bu güvence bütünüyle boş çıkmış; usulî koruma tamamen ortadan kaldırılmış; başvurucu fiilen kayıt dışı biçimde alıkonulmuş ve hızlıca geri gönderilmiştir. Bu nedenle dosya, geri itme ile keyfî alıkoymanın aynı zincir içinde nasıl işlediğini göstermektedir.
G. ailesi vakası: çocukların gözleri önünde şiddet ve aşağılayıcı muamele
G. ailesi dosyası, çocukların korunması bakımından en çarpıcı örneklerden biridir. Bu aile içinde olay tarihinde 8 yaş 3 aylık bir kız çocuğu ile yalnızca 4 ay 20 günlük bir bebek bulunmaktadır. Aile yardım talebinde bulunmuş; başlangıçta sıcak su ve battaniye verileceği söylenmiş; ancak kısa süre sonra kapalı araçla Meriç kıyısına götürülerek maskeli ve silahlı bir grubun kontrolüne bırakılmıştır.
Baba, eşi ve çocuklarının gözleri önünde darp edilmiştir. Anne, “değerli eşya kontrolü” bahanesiyle aşağılayıcı biçimde aranmıştır. Çocuklar korku ortamı içinde tutulmuştur. Bebeğin ağlaması dahi baskı ve şiddet sebebi hâline getirilmiştir. Sonuçta aile, hiçbir bireysel işlem yapılmaksızın botla Türkiye’ye geri itilmiştir. Bu vakada geri itme, hızlıca geri gönderme ile sınırlı değildir; küçük çocukları da kapsayan insanlık dışı muamele, aşağılayıcı muamele ve insan onuruna bağdaşmayan muamele zinciri oluşturmaktadır.
Ak. grubu vakası: ara gözaltı mekânında kötü muamele ve hızlıca geri İtme
Ak. grubu dosyasında üç yetişkin başvurucu bulunmaktadır. Başvurucular uluslararası koruma taleplerini açıkça dile getirmiş, ancak kimlikleri kayda geçirilmemiş, telefon ve eşyalarına el konulmuş, yüksek tel örgülerle çevrili bir yapıya götürülmüş, burada yeniden çıplak aramaya tabi tutulmuş ve soğuk, kötü kokulu, beton zeminli bir hücrede temel ihtiyaçlardan yoksun bırakılmıştır.
Sonrasında yumruk ve tekmelerle darp edilmiş, havaya ateş açılarak panik yaratılmış ve botla Türkiye tarafına geçirilmişlerdir. Bu vaka, hızlıca geri itme ve hızlıca geri gönderme uygulamasının yalnızca sınır çizgisinde gerçekleşen kısa süreli bir müdahale olmadığını; ara gözaltı mekânları, sistematik kötü muamele, aşağılayıcı muamele ve korku atmosferiyle birlikte işlediğini açık biçimde ortaya koymaktadır.
T. ailesi vakası: tıbbi raporlarla doğrulanan ağır şiddet ve geri gönderme
T. ailesi dosyası, hem çocukların çok küçük yaşta olması hem de fiziksel şiddetin tıbbi verilerle desteklenmesi nedeniyle ayrı bir ağırlık taşımaktadır. Bu ailede olay tarihinde biri 5 yaş 5 ay 22 günlük bir erkek çocuk, diğeri henüz 22 ay 12 günlük bir kız çocuğu bulunmaktadır. Aile, Yunan avukatla temas kurup sığınma prosedürünü başlatmak isterken maskeli ve coplu kişilerce durdurulmuş; baba kaçmaya çalışınca yakalanmış ve eşi ile çocuklarının gözleri önünde demir sopalarla ağır şekilde darp edilmiştir.
Türkiye tarafında düzenlenen adli muayene belgelerinde baş, yüz, kol, bacak ve diz bölgesinde çok sayıda yaralanma tespit edilmiş; bu yaralanmaların basit tıbbi müdahale ile giderilemeyeceği belirtilmiştir. Daha sonra ailenin tamamı botla Türkiye’ye geri itilmiş; anne ise Türkiye’deki ceza dosyası nedeniyle yeniden tutuklanmıştır. Böylece sınırda başlayan şiddet, Türkiye’ye dönüşle sona ermemiş; geri itme ve hızlıca geri gönderme, aile bakımından sınır hattındaki muameleyle sınırlı kalmayıp özgürlük ve güvenlik haklarını da doğrudan etkilemiştir.
Geri İtme ve hızlıca geri gönderme neden yalnızca sınır kontrolü meselesi değildir?
Bu başvuruların önemli bir kısmı, Türkiye’de yürütülen soruşturmalar, mahkûmiyet kararları, adli kontrol tedbirleri veya tutuklama riskleriyle doğrudan bağlantılıdır. Türkiye’ye geri itilen kişiler yalnızca sınıra geri bırakılmamış; aynı zamanda devam eden ceza dosyaları, yeniden tutuklanma ihtimali ve özgürlükten mahrum bırakılma riskiyle karşı karşıya kalmıştır. Bu nedenle geri itme, salt fizikî bir sınır dışına çıkarma işlemi değil; kişilerin yaşamı, özgürlüğü, aile hayatı ve insan onuru üzerinde doğrudan sonuç doğuran çok katmanlı bir devlet müdahalesidir.
Hukuki açıdan mesele, devletin sınır hattında da Sözleşme yükümlülüklerine bağlı olup olmadığı sorusuna dayanır. AİHM içtihadı açıktır: sınırda bulunan kişiler de insan hakları koruması dışına çıkarılamaz. Sığınma başvurusu yapmak isteyen kişilerin bireysel durumları incelenmeden, etkili bir itiraz yolu tanınmadan, avukata ve tercümana erişim sağlanmadan geri gönderilmeleri; ayrıca bu süreçte kötü muameleye, aşağılayıcı muameleye veya insanlık dışı muameleye maruz bırakılmaları, Avrupa insan hakları hukukuyla bağdaşmaz.
Bu geri İtme davaları Türkiye, Yunanistan ve İnsanlık açısından neden önemlidir?
Bu beş dava, sınırda yaşanmış bireysel olayların çok ötesine geçmektedir. Bu dosyalar, bir yandan Türkiye’de yürütülen ceza soruşturmaları ve mahkûmiyetlerin bireyleri ülkeyi terk etmeye zorlayan sonuçlarını görünür kılmakta; diğer yandan Yunanistan’ın sınır yönetimi pratiğinin Avrupa insan hakları standartlarıyla bağdaşıp bağdaşmadığı sorusunu doğrudan Mahkeme önüne taşımaktadır. Bu nedenle davaların önemi, yalnızca başvurucuların bireysel mağduriyetinden ibaret değildir.
Türkiye bakımından bu davalar, geri itilen kişilerin sıradan düzensiz göçmenler olmadığını açıkça göstermektedir. Bu kişilerin önemli bir kısmı, Türkiye’deki ceza yargılamaları, adli kontrol tedbirleri, kesinleşmiş mahkûmiyetler veya yeniden tutuklanma riski nedeniyle ülkeyi terk etmeye çalışan kişilerdir. Başka bir ifadeyle, bu dosyalar Türkiye’deki yargısal ve idari süreçlerin sınır ötesi sonuç doğurduğunu açıkça ortaya koymaktadır. Bir kişi, adil yargılanmayacağı, yeniden hapsedileceği ya da kötü muameleye, insanlık dışı muameleye veya aşağılayıcı muameleye maruz kalacağı korkusuyla ülkesinden ayrılmaya çalışıyor ve ardından sınırda geri itiliyorsa, burada yalnızca göç değil, doğrudan doğruya temel haklar sorunu vardır.
Yunanistan bakımından ise bu davalar, bir Avrupa Konseyi üyesi devletin sınır güvenliği ile insan hakları yükümlülükleri arasındaki dengeyi nasıl kurduğunu doğrudan ortaya koymaktadır. Devletler elbette sınırlarını koruyabilir. Ancak bu yetki, sığınma talebinde bulunan kişileri kayıtsız biçimde alıkoyma, avukata ve tercümana erişimlerini engelleme, kötü muameleye maruz bırakma veya hiçbir bireysel değerlendirme yapmadan hızlıca geri itme ve hızlıca geri gönderme yetkisi vermez. Bu nedenle dosyalar, Yunanistan bakımından yalnızca belirli görevlilerin eylemlerini değil; sınır hattında hukukun fiilen askıya alınıp alınmadığını da tartışmaya açmaktadır.
Bu davaların daha geniş, insani ve evrensel bir boyutu vardır. Çünkü burada tartışılan mesele, yalnızca devletlerin göç yönetimi değil, insanın sırf sınır çizgisinin yanlış tarafında kaldığı için hukuk korumasından yoksun bırakılıp bırakılamayacağıdır. Bir kişinin sığınma talebinin dinlenmemesi, küçük çocukların korku ve şiddet ortamında tutulması, ailelerin parçalanma riskiyle karşı karşıya bırakılması, insanların yüzleri maskeli silahlı kişiler eliyle nehre sürülmesi veya botla geri itilmesi, insanlık onurunun en asgari gerekleriyle dahi bağdaşmaz. Bu bakımdan dosyalar, yalnızca Avrupa insan hakları hukukunu değil, insanlık fikrinin sınırda korunup korunamayacağını da ilgilendirmektedir.
Özellikle çocuklu ailelere ilişkin dosyalar, bu davaların insani önemini daha da artırmaktadır. Henüz birkaç aylık bir bebeğin, iki yaşını doldurmamış bir çocuğun ya da beş-sekiz yaş aralığındaki küçük çocukların, yetişkinlere yönelik şiddete tanıklık ederek, açlık, korku, soğuk ve belirsizlik içinde sınır hattında tutulması; geri itme pratiğinin soyut bir hukuk tartışması olmadığını, doğrudan insan hayatına temas eden bir mesele olduğunu açıkça ortaya koymaktadır. Çocukların üstün yararı ilkesi, sınır yönetimi politikalarının gerisine itilemez. Bu nedenle bu davalar, çocuk hakları hukuku bakımından da yüksek önem taşımaktadır.
Son olarak, bu beş dosya, Avrupa’nın doğu sınırlarında hukukun geleceği bakımından emsal niteliği taşımaktadır. AİHM’in vereceği karar, yalnızca somut başvurucular için bir giderim sağlamayacak; aynı zamanda Yunanistan dahil tüm sınır devletlerine, geri itme, hızlıca geri itme ve hızlıca geri gönderme uygulamalarının hukuki sınırlarını yeniden hatırlatacaktır. Bu nedenle bu davalar, Türkiye açısından, Yunanistan açısından ve en nihayetinde insanlık açısından büyük önem taşımaktadır.
AİHM, geri İtme, kötü muamele ve hızlıca geri gönderme hakkında neden belirleyici olacaktır?
AİHM’in Yunanistan’a bildirdiği bu beş geri itme vakası, Avrupa’nın doğu sınırlarında yaşanan uygulamaların münferit birer olaydan ibaret olmadığını açıkça ortaya koymaktadır. Dosyalar; geri itme, hızlıca geri itme, hızlıca geri gönderme, keyfî alıkoyma, kötü muamele, insanlık dışı muamele, aşağılayıcı muamele ve çocukların korunmasına ilişkin temel güvencelerin ihlalini aynı çerçevede bir araya getirmektedir.
Mahkeme’nin bu dosyalarda vereceği kararlar, yalnızca başvurucular bakımından değil; Yunan görevliler tarafından sınır hattında gerçekleştirilen geri itme ve hızlıca geri gönderme uygulamalarının Avrupa insan hakları hukuku bakımından nasıl sınırlanacağı sorusu açısından da belirleyici olacaktır. Başka bir ifadeyle, bu beş dosya yalnızca geçmişte yaşanan olayları değil, Avrupa’da sınırda hukuk düzeninin korunup korunmayacağını da ilgilendirmektedir.
AİHM önündeki gelişmelerden haberdar olmak için WhatsApp kanalıma katılabilirsiniz ayrıca diğer yazılarıma buradan ulaşabilirsiniz.

- Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi önündeki davalarda yaşanan gelişmelere,
- Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarına,
- AİHM‘in Türk Hükümeti’ni savunmaya davet ettiği davalara,
- AİHM’nin önemli bildirilerine
- Yazımlarıma, sıcağı sıcağına ulaşmak için WhatsApp kanalımı takip edebilirsiniz.
