aihm tutuklama min

Hukuka Aykırı Tutuklamalara İlişkin AİHM Önündeki Şikayetler: Güllüce v. Türkiye ve diğer 81 Başvuru

Bu yazı Güllüce v. Türkiye ve diğer 81 Başvuru adı altında birleştirilerek 3 Mart 2025 tarihinde Türk Hükümeti’ne bildirilen ve başvuru sahiplerinin ‘Özgürlük ve Güvenlik Haklarının’ ihlal edildiğinden yani maruz kaldığı hukuka aykırı tutuklama tedbirinden şikâyet ettiği 82 başvuru ile ilgilidir.

Tarafımca duyurulan en son gelişmeye doğrudan ulaşmak için buraya tıklayınız.

Dava kapsamındaki her gelişmeye ilişkin detayları aşağıda bulabilirsiniz. Bununla birlikte, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi‘nin esasa ilişkin verdiği kararlara ulaşmak için buraya, kayıttan düşürme kararlarına ulaşmak için buraya, henüz karara bağlanmayan başvuruların ne zaman karara bağlanacağına ulaşmak için buraya tıklayınız.

AİHM önündeki özgürlük ve güvenlik hakkının ihlali iddialarına ilişkin diğer davalar için buraya tıklayınız.

Davanın Konusu: Dava Bylock Kullanımı Vb. İddiasıyla Başvurucuların Tutuklanması İle İlgilidir

aihm tutuklama min

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM ya da Mahkeme) önünde yer alan başvurular, esas olarak, başvurucuların 15 Temmuz 2016 tarihli darbe girişimi sonrasında Türk makamları tarafından “Fetullahçı Terör Örgütü/Paralel Devlet Yapılanması” olarak tanımlanan ve darbe girişiminin arkasında olduğu değerlendirilen bir örgüte üye oldukları şüphesiyle yakalanmaları ve tutuklanmalarıyla ilgilidir.

Başvurucular esas olarak, çeşitli tarihlerde, Türk Ceza Kanunu’nun 314. maddesi uyarınca cezalandırılan bir suç olan FETÖ/PDY üyeliği şüphesiyle yakalanmış ve yargılanmak üzere tutuklanmışlardır.

Tutuklama kararları, esas olarak iddia edilen suçun niteliğine, delillerin durumuna ve hükmedilecek muhtemel cezanın ağırlığın dayanıyordu. Tutukluluk kararlarında, ayrıca, darbe girişimine ilişkin soruşturmaların ülke genelinde yürütülmekte olduğu, henüz tüm şüphelilerin ifadelerinin alınmadığı ve iddia edilen suçun Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (CMK) 100 § 3 maddesinde listelenen “katalog” suçlar arasında yer aldığı belirtilmiştir.

İlk tutuklama kararlarından ve dava dosyalarında bulunan belgelerden, başvurucuların çoğunun ByLock mesajlaşma sisteminin kullanıcısı olduğunun tespit edildiği anlaşılmaktadır. Başvurucuların, kendilerine atfedilen suçu işlediklerine dair makul şüphenin bulunmadığı iddiası da dâhil olmak üzere, tutuklama kararlarına karşı ileri sürdükleri itirazlar, Anayasa Mahkemesi de dâhil olmak üzere, mahkemeler tarafından reddedilmiştir.

Davaların Ele Alınma Süreci

AİHM Türk Hükümeti’ni Savunmasını Sunmaya Davet Etti

Türk Hükümeti’ne Bildirilen Davalar

ByLock

ByLock kullandığı vb. iddiasıyla tutuklanan ve ‘Özgürlük ve Güvenlik Haklarının’ ihlal edildiğinden şikâyet ederek Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi önünde bireysel başvuru yapan 85 başvurucunun şikayetleri Güllüce v. Türkiye ve diğer 81 Başvuru grubunda birleştirilerek 3 Mart 2025 tarihinde Hükümet’e bildirildi. (Mahkeme’nin bu konuda Hükümet’e yönelttiği sorulara, başvurucuların listesine ve başvurucuların Hükümet’e iletilen şikayetlerine ulaşmak için buraya tıklayabilirsiniz).

Türk Hükümeti, Mahkeme’nin talebi üzerine 15/09/2025 tarihine kadar başvurucuların dile getirdiği şikayetlerin esası ve kabul edilirliğine ilişkin savunmasını sunacak.

Şikayeti Türk Hükümeti’ne bildirilen 85 kişinin listesi aşağıdadır

Başvurucuların Şikayetleri

Başvurular esas olarak, 15 Temmuz 2016’da gerçekleşen darbe girişimi sonrasında FETÖ/PDY üyeliği şüphesiyle başvuru sahiplerinin yakalanmaları ve yargılanma öncesi tutuklanmalarıyla ilgilidir.
Başvuru sahipleri, aşağıdaki iddialara dayanarak Sözleşme’nin 5. maddesi ile güvence altına alınan özgürlük ve güvenlik haklarının ihlal edildiğinden şikâyet etmektedir (her bir başvurucu tarafından ortaya atılan özel şikayetlerle ilgili ayrıntılı bilgi için yukarıda listelenen ilgili davaya bakınız):

  • Suç işlediklerine dair herhangi bir makul şüphe bulunmadığı halde tutuklanmaları;
  • İlk tutukluluklarını ve tutukluluk hallerinin devam etmesini haklı çıkarmak için ilgili ve yeterli nedenlerin bulunmaması;
  • Tutukluluk sürelerinin çok uzun olması;
  • Tutukluluk incelemelerinin duruşma yapılmaksızın dosya üzerinden gerçekleştirilmesi ve bu incelemeler hakkında Cumhuriyet savcısının mütalaasının bildirilmemesi;
  • Soruşturma dosyalarına erişimlerinin kısıtlanması;
  • Tutukluluk hallerine veya salıverilme taleplerine itirazlarının geç incelenmesi veya hiç incelenmemesi;
  • Tutukluluk hallerini uzatan kararların kendilerine tebliğ edilmemesi veya bu kararlara itiraz etmelerini engelleyen bir gecikmeyle tebliğ edilmesi;
  • Özellikle avukatlarıyla görüşmelerinin cezaevi yetkilileri tarafından izlendiği gerçeğini göz önünde bulundurarak, tutukluluklarına itiraz etmek için etkili avukat yardımı ve kolaylıklardan yararlanmamaları;
  • Anayasa Mahkemesinin bireysel başvurularını incelemek için harcadığı sürenin fazla olması;
  • Sözleşmenin 5. maddesi uyarınca haklarının ihlal edildiği iddiasıyla iç hukukta telafi edici bir çözüm yolunun bulunmaması;

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin Türk Hükümeti’ne Yönelttiği Sorular

Yukarıdaki şikayetlerle ilgili, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin Türk Hükümeti’ne cevaplaması için yönelttiği sorular ise aşağıdaki gibidir:

  1. Başvuranların, özellikle bir suçun işlendiğine ilişkin “kuvvetli suç şüphesinin varlığını gösteren somut deliller” gerektiren Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 100. maddesi dikkate alınarak (özellikle bkz. Fox, Campbell ve Hartley v. Birleşik Krallık, 30 Ağustos 1990, § 32, Seri A No. 182), Sözleşme’nin 5 § 1 (c) maddesinin amaçları doğrultusunda, bir suç işlediklerine ilişkin “makul şüphe” temelinde tutuklandıkları kabul edilebilir mi?
    Anayasa Mahkemesi, makul şüphenin varlığını başvuranların tutuklanmasına ilişkin kararlar alındıktan sonra ortaya çıkan delillere mi dayandırdı? (özellikle bkz. Baş/Türkiye, no. 66448/17, § 185, 3 Mart 2020)?
  2. (a) Başvuru sahipleri, Sözleşmenin 5 § 3 Maddesi kapsamındaki şikayetleriyle ilgili olarak iç hukukta mevcut olan çözüm yollarını tükettiler mi? Başvuru sahiplerinin şikayetlerinin yalnızca yargılama öncesi tutukluluk süreleriyle ilgili olmadığı, aynı zamanda yerel mahkemelerin ilk ve devam eden tutukluluklarını gerekçelendirmek için ilgili ve yeterli gerekçeleri sunmadıkları iddiasıyla ilgili olduğu ölçüde, Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 141 § 1(d) maddesi uyarınca bir tazminat talebi, bu şikayetlerle ilgili etkili bir çözüm yolu olarak kabul edilebilir mi (bkz. Selahattin Demirtaş v. Türkiye (no. 2) [GC], no. 14305/17, § 213, 22 Aralık 2020)?
    (b) Başvuru sahiplerinin tutukluluğu, Sözleşmenin 5 § 3 maddesinin gereklilikleriyle uyumlu muydu? Özellikle:
    (i) Başvuru sahiplerinin tutuklanmasına ve tutukluluk sürelerinin uzatılmasına karar veren ve bu kararlara karşı yapılan itirazları inceleyen hakimler, söz konusu özgürlükten mahrumiyet için ilgili ve yeterli gerekçeleri sağlama yükümlülüklerini yerine getirdiler mi (özellikle bkz. Buzadji/Moldova Cumhuriyeti [BD], no. 23755/07, § 102, AİHM 2016 (özler))? (ii) Başvuru sahiplerinin tutukluluk süresi, Sözleşmenin 5 § 3 maddesi uyarınca “makul süre” şartını ihlal ediyor muydu?
  3. Başvuru sahipleri, Sözleşmenin 5 § 4. Maddesi uyarınca, özgürlüklerinden mahrum bırakılmalarının yasallığına itiraz edebilecekleri etkili bir çözüm yoluna sahip miydi? Özellikle, Hükümet, başvuru sahipleri tarafından yapılan aşağıdaki şikayetlere cevap vermeye davet edilmektedir (şikayetlerin sunulması sırasında halihazırda aranan çözümlerle ilgili oldukları ölçüde):
    (i) tutukluluk sürelerini uzatma kararları ve bu kararlara itirazları duruşma yapılmadan incelendiği ve savcıların mütalaaları kendilerine tebliğ edilmediği için silahların eşitliği ilkesine uyulmamıştır (özellikle bkz. Baş, yukarıda anılan, §§ 212 -214 ve Kocamış ve Kurt v. Türkiye, no. 227/13, §§ 34-35, 25 Ocak 2022);
    (ii) soruşturma dosyasına erişimlerine getirilen kısıtlama nedeniyle tutukluluklarına etkili bir şekilde itiraz edememişlerdir (bkz. diğerlerinin yanı sıra, Ceviz v. Türkiye, no. 8140/08, § 41, 17 Temmuz 2012);
    (iii) tutuklanmalarına yönelik itirazları incelenmemiş veya geç incelenmiştir (bkz. örneğin, Shannon v. Letonya, no. 32214/03, §§ 67 -74, 24 Kasım 2009);
    (iv) tutukluluklarını uzatma kararları kendilerine tebliğ edilmemiş veya bu kararlara itiraz etmelerini engelleyen bir gecikme ile tebliğ edilmiştir (karşılaştırınız, örneğin, Voskuil/Hollanda, no. 64752/01, § 83, 22 Kasım 2007);
    (v) özellikle avukatlarıyla görüşmelerinin izlendiği gerçeği göz önünde bulundurularak, tutuklanmalarına itiraz etmek için etkili avukat yardımı veya kolaylığına sahip değillerdi (bkz. mutatis mutandis, Slovakya, no. 36997/08, § 78, 17 Aralık 2013);
    (vi) Anayasa Mahkemesi’nin bireysel başvurularını incelemek için harcadığı süre uzundu (Kavala/Türkiye, no. 28749/18, §§ 181 -184, 10 Aralık 2019).
  4. Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 141. Maddesi uyarınca sağlanan tazminat çaresi, (i) tutukluluğun gözden geçirilmesi sırasında sözlü duruşma yapılmaması; (ii) tutukluluk kararının tebliğ edilmemesi veya geç tebliğ edilmesi; ve (iii) sulh ceza hakimlikleri tarafından tutukluluğa itirazın incelenmemesi ya da geç incelenmesi (örneğin, Hebat Aslan ve Firas Aslan v. Türkiye, No. 15048/09, §§ 92 -93, 28 Ekim 2014) ile ilgili şikayetler açısından Sözleşmenin 5 § 4. Maddesi kapsamında etkili bir çözüm yolu oluşturdu mu?
  5. Başvuru sahipleri, Sözleşmenin 5 § 5 maddesinin gerektirdiği şekilde, 5 §§ 1, 3 ve/veya 4. Maddeye aykırı olduğunu düşündükleri tutuklulukları için etkili ve uygulanabilir tazminat alma hakkına sahip miydi (Kocamış ve Kurt, yukarıda bahsi geçen, §§ 36 -40)?
avukat min

AİHM Önünde Avukat İle Temsil

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi İç Tüzüğü’nün 36. maddesinin 2. fıkrası kapsamında Daire Başkanı tarafından başvuruculara kendilerini temsil etme imkanı tanınmıştır.

Türk

Yargılama Kapsamında Kullanılacak Dil

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi İç Tüzüğü’nün 34. maddesinin 3. fıkrası kapsamında Daire Başkanı tarafından başvurucuların Türkçe kullanmalarına izin verilmiştir.

Bu Aşamada Başvurucu Ya Da Avukatlar Ne Yapmalı?

Başvurucular dilerse bir temsilci atayarak davalarını bu şekilde takip edebilirler. Bununla birlikte, başvuruların eComms hesabı üzerinden takip edilmesini özellikle tavsiye ederim.

Türk Hükümeti Gözlemlerini Sundu

Bu usulî aşamada, Türk Hükümeti, Güllüce against Türkiye and 81 other applications grubuna ilişkin olarak Mahkeme’ye gözlemlerini sunmuştur. Hükümet, bu gözlemler kapsamında olaylara ilişkin kendi vakıa anlatımını ve hukuki değerlendirmelerini Mahkeme’ye iletmiş, başvurucuların iddialarına karşı savunmalarını ortaya koymuştur.

Türk Hükümetinin gözlemlerini başvurucu tarafına ileten Mahkeme, Hükümet gözlemlerine karşı yazılı cevaplarını ve AİHS m. 41 kapsamında adil tazmin taleplerini sunmaya davet etmiştir.

Mahkeme’nin uyarıları ve usulî yükümlülükler

Mahkeme, başvurucu tarafa yönelik olarak usulî yükümlülükler konusunda ayrıntılı uyarılarda bulunmuştur. Bu kapsamda, başvurucu tarafın Hükümet gözlemlerine karşı cevaplarını ve adil tazmin taleplerini 19 Haziran 2026 tarihine kadar sunması gerektiği açıkça belirtilmiştir. Mahkeme, bu sürenin istisnai olarak uzatılmış bir süre olduğunu ve artık herhangi bir ek süre verilmeyeceğini özellikle vurgulamıştır.

Mahkeme ayrıca, tüm belge ve eklerin yalnızca eComms sistemi üzerinden, standart A4 formatında ve sayfa numaralı şekilde sunulmasını zorunlu kılmış; belge asıllarının Mahkeme’ye gönderilmemesi gerektiğini hatırlatmıştır. Bunun yanında, Hükümet’in olay anlatımının dikkatle incelenmesi, yanlış veya yanıltıcı olduğu düşünülen hususların destekleyici belgelerle birlikte çürütülmesi ve cevapların Mahkeme İçtüzüğü ile uygulama yönergelerine uygun şekilde hazırlanması gerektiği ifade edilmiştir.

Mahkeme, dostane çözüm ihtimaline ilişkin olarak da başvurucu tarafın görüşünü bildirmesini talep etmiş; bu kapsamda yapılacak beyanların, çekişmeli yargılama kapsamındaki esas cevaplardan ayrı bir belgede sunulması gerektiğini ve bu sürecin Mahkeme İçtüzüğü’nün 62 § 2 hükmü uyarınca sıkı bir gizlilik rejimine tabi olduğunu hatırlatmıştır.

Tavsiyeler ve dikkat edilmesi gereken hususlar

Başvurucu taraf bakımından bu aşama, davanın esasına doğrudan etki eden kritik bir süreçtir. Bu çerçevede, Hükümet tarafından sunulan maddi vakıa anlatımının titizlikle incelenmesi ve eksik, çelişkili veya yanıltıcı unsurların süresi içinde ve uygun belgelerle birlikte itiraz edilmesi zorunludur.

Cevap dilekçesi, yalnızca önceki iddiaların tekrarı niteliğinde olmamalı; Hükümet’in savunmalarına doğrudan, sistematik ve Sözleşme maddeleri temelinde karşılık vermelidir. Tüm eklerin düzenli, sayfa numaralı ve Mahkeme’nin teknik sunum kurallarına uygun şekilde hazırlanması gerekmektedir.

Bunun yanında, eComms sistemi üzerinden yürütülen iletişimin düzenli olarak takip edilmesi, Mahkeme’ye bildirilen e-posta adresinin aktif şekilde kontrol edilmesi ve adres veya iletişim bilgilerindeki değişikliklerin gecikmeksizin bildirilmesi önem arz etmektedir. Dostane çözüm süreci, gizlilik ilkesi ve usulî sadakat yükümlülükleri de bu aşamada dikkatle gözetilmelidir.

Adil tazmin taleplerine İlişkin özel vurgu

Mahkeme, başvurucu tarafın AİHS m. 41 kapsamında adil tatmin taleplerini 19 Haziran 2026 tarihine kadar sunmasını zorunlu kılmıştır. Bu taleplerin soyut nitelikte olmaması; kalem kalem, somut, miktarlandırılmış ve belgelendirilmiş şekilde ortaya konulması gerekmektedir.

Bu kapsamda maddi zarar taleplerinin, ihlal ile doğrudan bağlantılı olarak ortaya çıkan gerçek kayıpları içermesi; manevi zarar taleplerinin ise ihlal nedeniyle yaşanan elem, ıstırap ve mağduriyetin açıklanmasına dayanması gerekmektedir. Masraf ve gider taleplerinin hem iç hukuk sürecinde hem de Strazburg yargılamasında yapılan giderleri kapsayabileceği, ancak bu giderlerin kalem kalem gösterilmesi, makul olması ve gerçekten yapılmış ve gerekli giderler olduğunun ortaya konulması zorunludur.

Mahkeme İçtüzüğü’nün 60. maddesi uyarınca, süresi içinde sunulmayan veya yeterince temellendirilmeyen adil tazmin taleplerinin tamamen ya da kısmen reddedilebileceği açıkça belirtilmiştir. Bu durum, daha önceki aşamalarda genel bir tazmin talebinde bulunulmuş olsa dahi, bu aşamada somut ve belgeli talep sunulmaması hâlinde Mahkeme’nin hiç tazminata hükmetmeyebileceği anlamına gelmektedir.

Başvurular Kapsamında Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin Verdiği Kararlar

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin özgürlük ve güvenlik hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkin bu grupta ya da benzer şikayetlerin dile getirildiği diğer gruplarda yer alan başvurularla ilgili verdiği kararlara ve bu kapsamda ortaya koyduğu içtihatlara buradan ulaşabilirsiniz


AİHM önündeki gelişmelerden haberdar olmak için Whatsapp kanalımı takip edebilirsiniz

Whatsapp
  • Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi önündeki davalarda yaşanan gelişmelere,
  • Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarına,
  • Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin Türk Hükümeti’ni savunmaya davet ettiği davalara,
  • AİHM’in önemli bildirilerine
  • Yazımlarıma, sıcağı sıcağına ulaşmak için WhatsApp kanalımı takip edebilirsiniz.

Similar Posts