Hukuka Aykırı Tutuklamalara İlişkin AİHM Önündeki Şikayetler: Adnan YILMAZ ve Diğer 95 Başvurucu v. Türkiye
Bu yazı Adnan YILMAZ ve Diğer 95 Başvurucu v. Türkiye adı altında birleştirilerek 7 Şubat 2025 tarihinde Türk Hükümeti’ne bildirilen ve başvuru sahiplerinin ‘Özgürlük ve Güvenlik Haklarının’ ihlal edildiğinden yani maruz kaldığı hukuka aykırı tutuklama tedbirinden şikâyet ettiği 96 başvuru ile ilgilidir.
Tarafımca duyurulan en son gelişmeye doğrudan ulaşmak için tıklayınız.
Dava kapsamındaki her gelişmeye ilişkin detayları aşağıda bulabilirsiniz. Bununla birlikte, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi‘nin esasa ilişkin verdiği kararlara ulaşmak için buraya, kayıttan düşürme kararlarına ulaşmak için buraya, henüz karara bağlanmayan başvuruların ne zaman karara bağlanacağına ulaşmak için buraya tıklayınız.
AİHM önündeki özgürlük ve güvenlik hakkının ihlali iddialarına ilişkin diğer davalar için buraya tıklayınız.
DAVANIN KONUSU
DAVA BYLOCK KULLANIMI VB. İDDİASIYLA BAŞVURUCULARIN TUTUKLANMASI İLE İLGİLİDİR

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM ya da Mahkeme) önünde yer alan başvurular, esas olarak, başvurucuların 15 Temmuz 2016 tarihli darbe girişimi sonrasında Türk makamları tarafından “Fetullahçı Terör Örgütü/Paralel Devlet Yapılanması” olarak tanımlanan ve darbe girişiminin arkasında olduğu değerlendirilen bir örgüte üye oldukları şüphesiyle yakalanmaları ve tutuklanmalarıyla ilgilidir.
Başvurucular esas olarak, çeşitli tarihlerde, Türk Ceza Kanunu’nun 314. maddesi uyarınca cezalandırılan bir suç olan FETÖ/PDY üyeliği şüphesiyle yakalanmış ve yargılanmak üzere tutuklanmışlardır.
Tutuklama kararları, esas olarak iddia edilen suçun niteliğine, delillerin durumuna ve hükmedilecek muhtemel cezanın ağırlığın dayanıyordu. Tutukluluk kararlarında, ayrıca, darbe girişimine ilişkin soruşturmaların ülke genelinde yürütülmekte olduğu, henüz tüm şüphelilerin ifadelerinin alınmadığı ve iddia edilen suçun Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (CMK) 100 § 3 maddesinde listelenen “katalog” suçlar arasında yer aldığı belirtilmiştir.
İlk tutuklama kararlarından ve dava dosyalarında bulunan belgelerden, başvurucuların çoğunun ByLock mesajlaşma sisteminin kullanıcısı olduğunun tespit edildiği anlaşılmaktadır. Başvurucuların, kendilerine atfedilen suçu işlediklerine dair makul şüphenin bulunmadığı iddiası da dâhil olmak üzere, tutuklama kararlarına karşı ileri sürdükleri itirazlar, Anayasa Mahkemesi de dâhil olmak üzere, mahkemeler tarafından reddedilmiştir.
DAVALARIN ELE ALINMA SÜRECİ
AİHM TÜRK HÜKÜMETİ’Nİ SAVUMASINI SUNMAYA DAVET ETTİ
Türk Hükümeti’ne Bildirilen Davalar

ByLock kullandığı vb. iddiasıyla tutuklanan ve ‘Özgürlük ve Güvenlik Haklarının’ ihlal edildiğinden şikâyet ederek Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi önünde bireysel başvuru yapan 96 başvurucunun şikayetleri Adnan YILMAZ ve Diğer 95 Başvurucu v. Türkiye grubunda birleştirilerek 7 Şubat 2025 tarihinde Hükümet’e bildirildi. (Mahkeme’nin bu konuda Hükümet’e yönelttiği sorulara, başvurucuların listesine ve başvurucuların Hükümet’e iletilen şikayetlerine ulaşmak için buraya tıklayabilirsiniz).
Türk Hükümeti, Mahkeme’nin talebi üzerine 31/07/2025 tarihine kadar başvurucuların dile getirdiği şikayetlerin esası ve kabul edilirliğine ilişkin savunmasını sunacak.
Şikayeti Türk Hükümeti’ne bildirilen 96 kişinin listesi aşağıdadır
Başvurucuların Şikayetleri
Başvurular esas olarak, 15 Temmuz 2016’da gerçekleşen darbe girişimi sonrasında FETÖ/PDY üyeliği şüphesiyle başvuru sahiplerinin yakalanmaları ve yargılanma öncesi tutuklanmalarıyla ilgilidir.
Başvuru sahipleri, aşağıdaki iddialara dayanarak Sözleşme’nin 5. maddesi ile güvence altına alınan özgürlük ve güvenlik haklarının ihlal edildiğinden şikâyet etmektedir (her bir başvurucu tarafından ortaya atılan özel şikayetlerle ilgili ayrıntılı bilgi için yukarıda listelenen ilgili davaya bakınız):
- Suç işlediklerine dair herhangi bir makul şüphe bulunmadığı halde tutuklanmaları;
- İlk tutukluluklarını ve tutukluluk hallerinin devam etmesini haklı çıkarmak için ilgili ve yeterli nedenlerin bulunmaması;
- Tutukluluk sürelerinin çok uzun olması;
- Tutukluluk incelemelerinin duruşma yapılmaksızın dosya üzerinden gerçekleştirilmesi ve bu incelemeler hakkında Cumhuriyet savcısının mütalaasının bildirilmemesi;
- Soruşturma dosyalarına erişimlerinin kısıtlanması;
- Tutukluluk hallerine veya salıverilme taleplerine itirazlarının geç incelenmesi veya hiç incelenmemesi;
- Tutukluluk hallerini uzatan kararların kendilerine tebliğ edilmemesi veya bu kararlara itiraz etmelerini engelleyen bir gecikmeyle tebliğ edilmesi;
- Özellikle avukatlarıyla görüşmelerinin cezaevi yetkilileri tarafından izlendiği gerçeğini göz önünde bulundurarak, tutukluluklarına itiraz etmek için etkili avukat yardımı ve kolaylıklardan yararlanmamaları;
- Anayasa Mahkemesinin bireysel başvurularını incelemek için harcadığı sürenin fazla olması;
- Sözleşmenin 5. maddesi uyarınca haklarının ihlal edildiği iddiasıyla iç hukukta telafi edici bir çözüm yolunun bulunmaması;
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin Türk Hükümeti’ne Yönelttiği Sorular
Yukarıdaki şikayetlerle ilgili, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin Türk Hükümeti’ne cevaplaması için yönelttiği sorular ise aşağıdaki gibidir:
- Başvuranların, özellikle bir suçun işlendiğine ilişkin “kuvvetli suç şüphesinin varlığını gösteren somut deliller” gerektiren Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 100. maddesi dikkate alınarak (özellikle bkz. Fox, Campbell ve Hartley v. Birleşik Krallık, 30 Ağustos 1990, § 32, Seri A No. 182), Sözleşme’nin 5 § 1 (c) maddesinin amaçları doğrultusunda, bir suç işlediklerine ilişkin “makul şüphe” temelinde tutuklandıkları kabul edilebilir mi?
Anayasa Mahkemesi, makul şüphenin varlığını başvuranların tutuklanmasına ilişkin kararlar alındıktan sonra ortaya çıkan delillere mi dayandırdı? (özellikle bkz. Baş/Türkiye, no. 66448/17, § 185, 3 Mart 2020)?- (a) Başvuru sahipleri, Sözleşmenin 5 § 3 Maddesi kapsamındaki şikayetleriyle ilgili olarak iç hukukta mevcut olan çözüm yollarını tükettiler mi? Başvuru sahiplerinin şikayetlerinin yalnızca yargılama öncesi tutukluluk süreleriyle ilgili olmadığı, aynı zamanda yerel mahkemelerin ilk ve devam eden tutukluluklarını gerekçelendirmek için ilgili ve yeterli gerekçeleri sunmadıkları iddiasıyla ilgili olduğu ölçüde, Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 141 § 1(d) maddesi uyarınca bir tazminat talebi, bu şikayetlerle ilgili etkili bir çözüm yolu olarak kabul edilebilir mi (bkz. Selahattin Demirtaş v. Türkiye (no. 2) [GC], no. 14305/17, § 213, 22 Aralık 2020)?
(b) Başvuru sahiplerinin tutukluluğu, Sözleşmenin 5 § 3 maddesinin gereklilikleriyle uyumlu muydu? Özellikle:
(i) Başvuru sahiplerinin tutuklanmasına ve tutukluluk sürelerinin uzatılmasına karar veren ve bu kararlara karşı yapılan itirazları inceleyen hakimler, söz konusu özgürlükten mahrumiyet için ilgili ve yeterli gerekçeleri sağlama yükümlülüklerini yerine getirdiler mi (özellikle bkz. Buzadji/Moldova Cumhuriyeti [BD], no. 23755/07, § 102, AİHM 2016 (özler))? (ii) Başvuru sahiplerinin tutukluluk süresi, Sözleşmenin 5 § 3 maddesi uyarınca “makul süre” şartını ihlal ediyor muydu?- Başvuru sahipleri, Sözleşmenin 5 § 4. Maddesi uyarınca, özgürlüklerinden mahrum bırakılmalarının yasallığına itiraz edebilecekleri etkili bir çözüm yoluna sahip miydi? Özellikle, Hükümet, başvuru sahipleri tarafından yapılan aşağıdaki şikayetlere cevap vermeye davet edilmektedir (şikayetlerin sunulması sırasında halihazırda aranan çözümlerle ilgili oldukları ölçüde):
(i) tutukluluk sürelerini uzatma kararları ve bu kararlara itirazları duruşma yapılmadan incelendiği ve savcıların mütalaaları kendilerine tebliğ edilmediği için silahların eşitliği ilkesine uyulmamıştır (özellikle bkz. Baş, yukarıda anılan, §§ 212 -214 ve Kocamış ve Kurt v. Türkiye, no. 227/13, §§ 34-35, 25 Ocak 2022);
(ii) soruşturma dosyasına erişimlerine getirilen kısıtlama nedeniyle tutukluluklarına etkili bir şekilde itiraz edememişlerdir (bkz. diğerlerinin yanı sıra, Ceviz v. Türkiye, no. 8140/08, § 41, 17 Temmuz 2012);
(iii) tutuklanmalarına yönelik itirazları incelenmemiş veya geç incelenmiştir (bkz. örneğin, Shannon v. Letonya, no. 32214/03, §§ 67 -74, 24 Kasım 2009);
(iv) tutukluluklarını uzatma kararları kendilerine tebliğ edilmemiş veya bu kararlara itiraz etmelerini engelleyen bir gecikme ile tebliğ edilmiştir (karşılaştırınız, örneğin, Voskuil/Hollanda, no. 64752/01, § 83, 22 Kasım 2007);
(v) özellikle avukatlarıyla görüşmelerinin izlendiği gerçeği göz önünde bulundurularak, tutuklanmalarına itiraz etmek için etkili avukat yardımı veya kolaylığına sahip değillerdi (bkz. mutatis mutandis, Slovakya, no. 36997/08, § 78, 17 Aralık 2013);
(vi) Anayasa Mahkemesi’nin bireysel başvurularını incelemek için harcadığı süre uzundu (Kavala/Türkiye, no. 28749/18, §§ 181 -184, 10 Aralık 2019).- Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 141. Maddesi uyarınca sağlanan tazminat çaresi, (i) tutukluluğun gözden geçirilmesi sırasında sözlü duruşma yapılmaması; (ii) tutukluluk kararının tebliğ edilmemesi veya geç tebliğ edilmesi; ve (iii) sulh ceza hakimlikleri tarafından tutukluluğa itirazın incelenmemesi ya da geç incelenmesi (örneğin, Hebat Aslan ve Firas Aslan v. Türkiye, No. 15048/09, §§ 92 -93, 28 Ekim 2014) ile ilgili şikayetler açısından Sözleşmenin 5 § 4. Maddesi kapsamında etkili bir çözüm yolu oluşturdu mu?
- Başvuru sahipleri, Sözleşmenin 5 § 5 maddesinin gerektirdiği şekilde, 5 §§ 1, 3 ve/veya 4. Maddeye aykırı olduğunu düşündükleri tutuklulukları için etkili ve uygulanabilir tazminat alma hakkına sahip miydi (Kocamış ve Kurt, yukarıda bahsi geçen, §§ 36 -40)?

AİHM Önünde Avukat İle Temsil
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi İç Tüzüğü’nün 36. maddesinin 2. fıkrası kapsamında Daire Başkanı tarafından başvuruculara kendilerini temsil etme imkanı tanınmıştır.

Yargılama Kapsamında Kullanılacak Dil
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi İç Tüzüğü’nün 34. maddesinin 3. fıkrası kapsamında Daire Başkanı tarafından başvurucuların Türkçe kullanmalarına izin verilmiştir.
Bu Aşamada Başvurucu Ya Da Avukatlar Ne Yapmalı?
Başvurucular dilerse bir temsilci atayarak davalarını bu şekilde takip edebilirler. Bununla birlikte, başvuruların eComms hesabı üzerinden takip edilmesini özellikle tavsiye ederim.
TÜRK HÜKÜMETİNİN GÖZLEMLERİ SUNULDU
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi nezdinde Adnan Yılmaz ve diğer 95 başvurucu v. Türkiye grubu altında incelenen ve başvurucuların AİHS’in 5. maddesi kapsamında güvence altına alınan özgürlük ve güvenlik haklarının ihlal edildiği iddialarını içeren başvurular bakımından yargılamada yeni bir usulî aşamaya geçilmiştir.
Mahkeme’nin İkinci Bölümü tarafından 25 Şubat 2026 tarihinde eComms üzerinden iletilen yazı ile, Türk Hükümeti’nin grup kapsamındaki başvurulara ilişkin gözlemlerini ve davaların incelenmesi bakımından önem taşıyan vakıa beyanını Mahkeme’ye sunduğu bildirilmiştir. Söz konusu yazışmanın teknik olarak grup kapsamındaki başvurulardan biri üzerinden iletilmiş olması, bunun doğurduğu usulî sonuçların yalnızca tek bir dosyayla sınırlı olduğu anlamına gelmemektedir. Aksine, Mahkeme’nin yazısının içeriği ve dosyanın usulî durumu birlikte değerlendirildiğinde, bu gelişmenin grup kapsamındaki başvuruların tamamı yönünden dikkate alınması gereken ortak bir yargılama safhasına işaret ettiği anlaşılmaktadır.
Bu çerçevede Mahkeme, başvurucuları ve temsilcilerini, Türk Hükümeti’nin sunduğu gözlemlere karşı yazılı cevaplarını ve varsa adil tazmin taleplerini en geç 20 Mayıs 2026 tarihine kadar sunmaya davet etmiştir. Böylece dosya, Hükümet’in savunmasının alınmasından sonra başvurucu tarafın cevap ve adil tatmin taleplerini ileri süreceği kritik aşamaya ulaşmıştır. Bu aşama, yalnızca Hükümet’in maddi vakıalara ve hukuki iddialara ilişkin tezlerine cevap verilmesi bakımından değil, aynı zamanda AİHS m. 41 kapsamında ileri sürülecek tazminat taleplerinin usulüne uygun ve tam biçimde formüle edilmesi bakımından da belirleyici niteliktedir.
Mahkeme’nin yazısında özellikle vurgulanan hususlardan biri, tanınan sürenin hâlihazırda istisnai nitelikte uzatılmış olduğu ve bu süre bakımından artık yeni bir uzatma verilmeyeceğidir. Bu ifade, Mahkeme’nin söz konusu dosya grubunda usulî takvimin sıkı biçimde uygulanacağını açıkça ortaya koymaktadır. Dolayısıyla başvurucuların cevaplarını, adil tazmin taleplerini ve ilgili bütün eklerini belirlenen son tarihe kadar eksiksiz biçimde sunmaları zorunludur.
Mahkeme ayrıca, dosyanın işlenmesini kolaylaştırmak amacıyla tüm belge ve eklerin yalnızca eComms üzerinden gönderilmesini, belgelerin standart A4 formatında ve sayfa numaralı olmasını istemiş; ayrıca Mahkeme’ye hiçbir belgenin aslının gönderilmemesi gerektiğini hatırlatmıştır. Bu yönüyle yazı, yalnızca maddi ve hukuki cevap süresini bildiren bir tebligat niteliğinde olmayıp, aynı zamanda başvurucular ve temsilcileri bakımından bağlayıcı usulî yükümlülükleri de somutlaştırmaktadır.
Bunun yanında Mahkeme, aynı tarihe kadar taraflardan dostane çözüm konusunda tutumlarını da bildirmelerini talep etmiştir. Ancak Mahkeme İçtüzüğü’nün 62 § 2. maddesinde öngörülen sıkı gizlilik kuralı gereğince, dostane çözüm ihtimali veya bu yöndeki öneriler ayrı bir belge içerisinde sunulmalı; çekişmeli yargılama kapsamındaki esas beyanlarda bu içeriğe hiçbir şekilde atıf yapılmamalıdır. Bu ihtar, dostane çözüm müzakereleri ile esas hakkındaki yargısal incelemenin birbirinden kesin biçimde ayrılması gerektiğini bir kez daha teyit etmektedir.
Adil tazmin talepleri bakımından da Mahkeme son derece açık bir usulî uyarıda bulunmuştur. İçtüzük’ün 60. maddesine atıfla, süresi içinde miktarlandırılmış adil tazmin talepleri ile bu talepleri destekleyen gerekli belgelerin sunulmaması hâlinde Mahkeme’nin ya hiç adil tatmine hükmetmeyeceği ya da talebi kısmen reddedebileceği özellikle hatırlatılmıştır. Üstelik bu sonuç, başvurucu tarafın daha önceki bir aşamada adil tatmine ilişkin genel bir irade açıklamasında bulunmuş olmasını bertaraf etmemektedir. Başka bir ifadeyle, adil tazmin isteminin usulüne uygun şekilde ve yeniden, somutlaştırılmış biçimde ileri sürülmesi gerekmektedir.
Mahkeme, bu bağlamda adil tatmin bakımından yerleşik içtihadında uyguladığı üçlü ayrımı da tekrar hatırlatmıştır. Buna göre, talep edilebilecek kalemler; ihlal ile doğrudan illiyet bağı bulunan ve fiilen katlanılmış maddi zarar, ihlalin yol açtığı elem ve ızdırap karşılığında manevi zarar ve gerek iç hukukta gerekse Strasbourg sürecinde ihlalin önlenmesi veya giderilmesi amacıyla yapılan yargılama giderleri ile masraflardır. Özellikle masraf ve giderler bakımından, bunların kalem kalem gösterilmesi; makul, gerekli ve fiilen yapılmış olduklarının belgelerle ortaya konulması gerekmektedir. Mahkeme bu nedenle, taleplere mutlaka fatura, makbuz, ücret sözleşmesi veya gider pusulası gibi destekleyici belgelerin eklenmesini istemiştir. Bu belgelerin sunulmasını takiben Hükümet’e de bu talepler hakkında ayrıca görüş bildirme imkânı tanınacaktır.
Son olarak Mahkeme, tarafların adres ve e-posta bilgilerindeki her türlü değişikliği derhâl bildirme yükümlülüğü altında olduklarını ve eComms için Mahkeme’ye bildirilen e-posta adresinin düzenli olarak kontrol edilmesi gerektiğini de hatırlatmıştır. Bu yükümlülük, özellikle elektronik tebligat sisteminin esas alındığı mevcut yargılama pratiğinde, sürelerin kaçırılmaması ve usulî hak kayıplarının önlenmesi bakımından özel önem taşımaktadır.
Sonuç olarak, Adnan Yılmaz ve diğer 95 başvurucu v. Türkiye grubu bakımından süreç artık Hükümet gözlemlerine karşı başvurucu tarafın cevaplarını ve adil tazmin taleplerini sunacağı ileri bir yargılama aşamasına ulaşmıştır. Bu aşama, AİHS m. 5 kapsamında ileri sürülen hukuka aykırı tutuklama iddialarının esas bakımından değerlendirilmesi öncesinde, başvurucuların hem ihlal tezlerini sistematik biçimde ortaya koymaları hem de AİHS m. 41 bağlamındaki taleplerini usulüne uygun şekilde formüle etmeleri açısından belirleyici olacaktır.
İstersen bunu şimdi internet sitesinde yayımlanacak şekilde başlık, spot, ara başlıklar ve sonuç bölümüyle tam haber formatında da düzenleyeyim.
BAŞVURULAR KAPSAMINDA AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ’NİN VERDİĞİ KARARLAR
Esasa İlişkin Kararlar
Mahkeme, davaların esasına ilişkin henüz herhangi bir karar vermemiştir.
AİHM, Esasa İlişkin Kararlarını Ne Zaman Açıklayacak?
Mahkeme, taraflara henüz esasa ilişkin kararları ne zaman açıklayacağını bildirmedi.
Kayıttan Düşürme Kararları
Mahkeme, bu grupta Türk Hükümeti’ne bildirilen herhangi bir başvuruyu henüz kayıttan düşürmemiştir.
AİHM önündeki gelişmelerden haberdar olmak için Whatsapp kanalıma katılabilirsiniz

- Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi önündeki davalarda yaşanan gelişmelere,
- Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarına,
- Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin Türk Hükümeti’ni savunmaya davet ettiği davalara,
- AİHM’in önemli bildirilerine
- Yazımlarıma, sıcağı sıcağına ulaşmak için WhatsApp kanalımı takip edebilirsiniz.
