AİHM İhlal Kararı Sonrası Yeniden Yargılamada Yurt Dışına Çıkış Yasağı: Suç İsnadı ve Kuvvetli Şüphe
Giriş
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin (AİHM) kesinleşmiş ihlal kararı üzerine CMK 311/1-f kapsamında yargılamanın yenilenmesi yoluna gidilmesi, iç hukuk bakımından ihlalin sonuçlarını ortadan kaldırmayı amaçlayan zorunlu bir telafi mekanizmasıdır. Ne var ki uygulamada bazı ağır ceza mahkemeleri, yargılamanın yenilenmesi talebini kabul etmekle birlikte, tensip aşamasında “yurt dışına çıkış yasağı” şeklinde adli kontrol tedbiri kurmakta; böylece ihlalin giderimi yerine, yeni ve ağır bir temel hak sınırlaması üretmektedir. Bu metin, AİHM ve Anayasa Mahkemesi (AYM) içtihatlarının işaret ettiği ilkeler ışığında, yeniden yargılamada yurt dışına çıkış yasağı tedbirinin hangi koşullarda hukuka aykırı hâle geldiğini sistematik biçimde ortaya koymayı amaçlamaktadır.
I. AİHM ve AYM içtihatlarına göre yeniden yargılanan kişi bakımından “suç isnadı”
A. Suç isnadı kavramı ve yeniden yargılamanın niteliği
Adli kontrol, ceza muhakemesinde bir “koruma tedbiri”dir. Koruma tedbirlerinin ortak paydası, suç isnadının varlığına dayanması ve bu isnadın, somut olgularla desteklenmiş güncel bir şüphe eşiğini aşmasıdır. AİHM ihlal kararına istinaden yeniden yargılama yolunun işletildiği dosyalarda ise, tam da mahkûmiyete götüren isnadın dayanağı olan delil seti (örneğin ByLock gibi dijital veriler gibi belirleyici materyaller) hukuken tartışmalı hâle gelmiş ve suçun kurucu unsurlarının ispatı zedelenmiş durumdadır.
Bu nedenle yeniden yargılamada kişi hakkında “suç isnadı altında olmak” olgusu, önceki mahkûmiyet hükmünün otomatik olarak sürdürdüğü bir statü değildir; AİHM ve AYM’nin yerleşik içtihatları çerçevesinde, yeniden yargılanan kişinin “suç isnadı altında” sayılamayacağı açıkça ortaya konulmuştur. “Suç isnadı”nın ve buna bağlı koruma tedbirlerinin meşruiyeti; (i) güncel, (ii) somut olgularla destekli ve (iii) yargılamanın içinde bulunduğu aşama ile tutarlı bir kuvvetli şüphe değerlendirmesine bağlıdır. AİHM ihlal kararıyla birlikte mahkûmiyete esas alınan isnat zemini çökmüşken, mahkemenin eski mahkûmiyet hükmündeki varsayımları aynen devralarak koruma tedbiri kurması, hem telafi amacını tersyüz eder hem de tedbirin hukuki temelini zayıflatır.
B. AYM’nin adli kontrol için aradığı zorunlu test: kanunilik + kuvvetli şüphe + meşru amaç + ölçülülük
AYM’ye göre adli kontrol tedbirinin hukukiliği; tedbirin kanunla öngörülmesi, isnat edilen suçun işlendiğine dair kuvvetli şüphe bulunması, meşru bir amaca dayanması ve ölçülü olması şartlarına birlikte bağlıdır (AYM, B. No: 2021/21481, 14/2/2024). Dolayısıyla, yeniden yargılamada “kuvvetli şüphe” tartışmalı iken ve ayrıca kaçma/delil karartma gibi meşru amaçları destekleyen somut olgular ortaya konmamışken, sırf dosya yeniden açıldı diye adli kontrol kurulması AYM testini karşılamaz.
Bu çerçevede, yeniden yargılama kararı verilmiş olmasına rağmen kişi hakkında “suç şüphesi altında” olunduğuna dair güncel ve somut gerekçe kurulamıyorsa, adli kontrol tedbiri hukuken mümkün değildir. Çünkü adli kontrol, “suç şüphesi yokluğunda” işletilebilecek idari bir sınırlama değil; sıkı şartlara bağlı ceza muhakemesi aracıdır.
II. CMK 100–109 sistematiği: tutuklama koşulları yoksa adli kontrol de yoktur
5271 sayılı CMK m. 109/1 uyarınca adli kontrol kararı verilebilmesi için CMK m. 100’deki tutuklama şartlarının varlığı zorunludur. Bu yapı, adli kontrolün “tutuklamanın alternatifi” olduğunu ve tutuklama nedenleri bulunmadan adli kontrolün de kurulamayacağını ifade eder.
Bu nedenle yeniden yargılamada yurt dışına çıkış yasağı uygulanabilmesi için en azından şu iki eşik sağlanmalıdır:
- suçun işlendiğine dair kuvvetli şüpheyi destekleyen güncel ve somut olgular,
- kaçma şüphesi veya delil karartma riskini gösteren güncel ve somut olgular.
AİHM ihlal kararıyla mahkûmiyete götüren delil seti tartışmalı hâle gelmişken, mahkemenin “kuvvetli şüphe”yi ve tutuklama nedenlerini yeni ve somut olgularla ortaya koymadan adli kontrol kurması, CMK m. 100–109 bütünlüğünü ihlal eder.
III. Kaçma şüphesi yoksa “yurt dışına çıkış yasağı” gerekçesiz ve hukuka aykırıdır
CMK m. 100/2-a uyarınca kaçma şüphesinin tutuklama (dolayısıyla adli kontrol) nedeni sayılabilmesi, soyut varsayımlarla değil somut olgularla gösterilmesine bağlıdır. Tensip zaptında kaçma şüphesine dayanak oluşturabilecek tek bir güncel veri, davranış veya tespit bulunmaması hâlinde, tedbirin meşru amacı kurulamaz.
Yeniden yargılama dosyalarında sıklıkla görülen tipik olgular (infazın tamamlanmış olması, sabit ikametgâh, sürecin bizzat takip edilmesi, geçmişte çağrılara uyum) kaçma şüphesini zayıflatan olgulardır. AYM’nin yerleşik yaklaşımı, kaçma şüphesini destekleyen somut olguların bulunmadığı hâllerde tedbirin hukuka aykırı olacağı yönündedir (örneğin AYM, B. No: 2021/25973, 13/2/2024; AYM, B. No: 2019/9120, 9/6/2020).
IV. Delilleri karartma tehlikesi yoksa tedbir amacından kopar
Yeniden yargılama çoğu kez önceki yargılama sürecinde toplanmış deliller üzerinden yürür. Delil seti dijital veriler ve tutanaklardan ibaretse, kişinin “delil karartma” ihtimali pratik olarak bulunmayabilir. Bu durumda delil karartma gerekçesiyle adli kontrol kurulması, dosyanın geldiği aşama ile bağdaşmaz.
Üstelik yeniden yargılamanın amacı, AİHM ihlal kararının işaret ettiği kusurları gidermek; delillerin güvenilirliğini test etmek ve hukuka aykırı delilleri ayıklamaktır. Bu amacın bulunduğu bir dosyada, delil karartma riskini somutlaştırmadan hareket serbestisini ağır biçimde sınırlamak, telafi mantığıyla çelişir.
V. Ölçülülük: ihlalin giderimi yerine yeni bir hak sınırlaması doğuran tedbir kabul edilemez
Yurt dışına çıkış yasağı, kişinin hareket serbestisini fiilen ağır biçimde sınırlayan bir müdahaledir. AYM’nin ölçülülük yaklaşımı gereği, daha hafif araçlarla amaç sağlanabiliyorsa ağır tedbire başvurulamaz; ayrıca mahkemenin alternatifleri tartışması ve bireysel duruma özgü gerekçe kurması gerekir.
AYM, alternatif tedbirlerin tartışılmadığı ve kamusal menfaat ile bireyin menfaatleri arasında adil dengenin kurulmadığı hâllerde seyahat özgürlüğüne yönelik sınırlamaları ihlal olarak değerlendirmektedir (AYM, B. No: 2019/32372, 23/5/2023). Yeniden yargılamada otomatik yurt dışı yasağı, çoğu somut olayda “zorunlu toplumsal ihtiyaç” eşiğini karşılamadığı gibi, amaçla orantılılık bağını da kuramaz.
VI. Başvuru yolları: itiraz zorunlu; reddedilirse AYM bireysel başvuru önerilir
Yurt dışına çıkış yasağı şeklindeki adli kontrol kararlarına karşı itiraz yoluna derhal başvurulmalıdır. İtiraz merciinin, CMK 100–109 şartlarının somut olayda neden gerçekleştiğini somut olgularla göstermesi ve ölçülülük tartışması yapması beklenir.
İtirazın reddi hâlinde, Anayasa’nın 19. maddesi (kişi hürriyeti ve güvenliği) ve 23. maddesi (seyahat hürriyeti) ekseninde; kanunilik, kuvvetli şüphe, meşru amaç ve ölçülülük testleri üzerinden AYM’ye bireysel başvuru yapılması tavsiye edilir.
VII. AİHM boyutu: 4 No’lu Protokol m. 2 Türkiye bakımından yürürlükte değildir; ancak başka maddeler üzerinden şikâyet kurulabilir
Serbest dolaşım/ülkeyi terk etme hakkını düzenleyen 4 No’lu Protokol m. 2 Türkiye bakımından yürürlükte olmadığından, yurt dışına çıkış yasağına karşı AİHM önünde doğrudan bu hükme dayanılması mümkün değildir.
Bununla birlikte tedbirin somut etkilerine göre, özel ve aile hayatına saygı hakkı (AİHS m. 8), mülkiyet hakkı (Ek 1 No’lu Protokol m. 1) veya eğitim hakkı üzerinden şikâyet kurgulanabilir. Aile birleşimi, sağlık, bakım yükümlülükleri, yurt dışı bağlantılı iş/gelir ve sözleşmesel yükümlülükler gibi etkiler belgelendirildiğinde, müdahalenin “öngörülebilirlik, gereklilik ve orantılılık” ölçütleri bakımından tartışılması mümkündür.
Sonuç
AİHM ihlal kararına istinaden kabul edilen yeniden yargılama sürecinde, kişi hakkında suç isnadının ve buna bağlı kuvvetli şüphenin varlığı somut olgularla ortaya konulmadan; ayrıca kaçma şüphesi veya delil karartma riskini gösteren güncel somut olgular bulunmadan kurulan “yurt dışına çıkış yasağı” şeklindeki adli kontrol tedbiri hukuka aykırıdır. Bu tür tedbirler, ihlalin giderimi amacını zedelemekte ve yeniden yargılamayı telafi mekanizması olmaktan çıkarıp yeni bir temel hak sınırlamasına dönüştürmektedir. Bu nedenle tedbire itiraz edilmesi; itirazın reddi hâlinde AYM bireysel başvuru yolunun işletilmesi gerekmektedir.
