AİHM Başvurularında İdari Ret Kararı ve İtiraz Usulü (N. M. Başvurusu): Süreç ve Çıkarımlar
AİHM’de İdari Ret Uygulaması ve Yaygın Ret Gerekçeleri

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), başvuru şartlarına sıkı biçimde uyulmasını talep eder. Mahkeme İçtüzüğü’nün 47. maddesi uyarınca, bir bireysel başvurunun belirli şekil şartlarını taşıması zorunludur. Bu şartlara uyulmaması halinde Mahkeme idari ret kararı ile başvuruyu esasa girmeden reddedebilir. İdari ret, başvurunun daha yargısal incelemeye geçmeden, tamamen şekil veya usul eksikleri nedeniyle kayıt aşamasında elenmesi demektir.
Nitekim AİHM istatistikleri, 2022 yılında gelen 53.970 başvurunun %27’sinin idari nedenle reddedildiğini, %57’sinin ise tek yargıç tarafından kabul edilemez bulunduğunu göstermiştir. Yani başvuruların yaklaşık %84’ü daha ilk inceleme safhasında sonuçsuz kalmaktadır. Bu tablo, başvuru yaparken usule ilişkin kurallara azami dikkat gösterilmesini hayati derecede önemli kılmaktadır.
3 Kasım 2023 tarihli yazımda (ilgili yazıma ulaşma için tıklayınız) da belirttiğim gibi en sık yaşanan İç Tüzüğün 47. Maddesine aykırılıklar aşağıdaki gibidir:
- Islak imza eksikliği: Başvuru formunun, başvurucu veya varsa temsilcisi (avukatı) tarafından imzalanmaması (İçtüzük md.47 §3(1)).
- Yetki belgesi eksikliği: Başvurucu bir temsilci aracılığıyla başvuruyorsa, yetki belgesinin gerekli imzaları taşımaması (İçtüzük md.47 §1(c)).
- İç hukuk yollarının tüketildiğini gösterir belgelerin eksikliği: Özellikle şikâyete konu olan yargı kararlarının (istinaf, temyiz kararları vs.) veya bireysel başvuru kararının örneklerinin tam sunulmaması (İçtüzük md.47 §3(1)(b)).
- Süre kuralına uyulduğunu gösterir belgenin eksikliği: AİHS’nin 35. maddesinin 1. fıkrası uyarınca, nihai iç hukuk kararının tebliğ tarihinden itibaren dört ay (eski kural uyarınca altı ay) içinde AİHM’ye başvurulması gerekir. Bu sürenin korunduğunu kanıtlamak için genellikle nihai kararın tebliğ edildiğine dair belgenin sunulması beklenir. Özellikle, nihai karar tarihinden dört aydan daha sonra yapılan başvurularda, kararın başvurucuya hangi tarihte bildirildiğini gösteren tebligat belgesi eklenmezse ret riski doğar.
- Diğer yaygın eksiklikler: Başvuru formunun sayfa sayısını artırmak (ek bilgi sayfalarıyla formu genişletmek), ek beyanlarda 20 sayfalık sınırı aşmak (İçtüzük md.47 §2(b)), başvuru eklerini elektronik ortamda sunup okunamaz halde bırakmak (bozuk CD vb.) veya başvuru zarfının postada yırtılarak belgelerin kaybolması gibi durumlardır.
AİHM İçtüzüğü md.47’nin 3. fıkrasında, eksiksiz ve geçerli bir başvuru için hangi belgelerin başvuru formuna eklenmesi gerektiği detaylıca sayılmıştır. Özellikle md.47 §3(1)(b) bendi, başvurucunun AİHS 35(1) maddesindeki kabul edilebilirlik kriterlerine uyduğunu gösteren tüm karar ve belgelerin kopyalarını şart koşar. Bu kapsamda, iç hukuk yollarının usulüne uygun tüketildiğine ve başvurunun süre kuralına uygun yapıldığına dair belgelerin sunulması zorunludur. Örneğin, iç hukuktaki son kararın bir sureti ve mümkünse bu kararın tebliğ alındısının (tebligat zarfı, UYAP/posta teslim fişi vb.) kopyası mutlaka başvuruya eklenmelidir. AİHS m.35/1 de açıkça, Mahkeme’nin ancak “tüm iç hukuk yolları tüketildikten sonra ve nihai kararın verildiği tarihten itibaren dört ay içinde” yapılan başvurularla ilgilenebileceğini belirtir. Bu kural, kesin süre niteliğindedir ve süresinde yapılmayan başvurular Mahkeme tarafından bakılamaz.
İdari Ret Kararına İtiraz: Mümkün mü, Nasıl Yapılır?
AİHM’den gelen bir idari ret mektubu genellikle kesin niteliktedir ve kural olarak bu karara karşı Mahkeme nezdinde bir itiraz/temyiz yolu bulunmaz. Ret kararında ayrıca dosyanın imha edileceği, gönderilen hiçbir belgenin saklanmayacağı belirtilir. Bu da, başvurucunun varsa eksiklikleri giderip yeniden başvuru yapmasını gerektirir – tabii eğer süre henüz dolmadıysa. Nitekim Mahkeme çoğu zaman eksikliği bildirip süre vermeksizin dosyayı kapatır; başvurucu şanslıysa bu yazı eline ulaştığında iç karar tarihinden 4 aylık süre bitmemiş olur ve eksikleri tamamlayıp yeni bir başvuru yapabilir. Ancak çoğu durumda ret mektubu geç ulaştığında süre çoktan dolmuş olabilmekte ve yeni başvuru imkânı kalmamış olmaktadır.
Bununla birlikte, istisnai hallerde idari ret kararına karşı itiraz imkânı doğabilir. Mahkeme İçtüzüğü veya Sözleşme’de açıkça düzenlenmemiş olsa da, eğer idari ret kararının usule aykırı ya da açık bir hataya dayalı olduğu düşünülüyorsa, başvurucu veya vekili Mahkeme’ye bir yazı yazarak durumun yeniden değerlendirilmesini talep edebilir. Bu fiilen bir “itiraz dilekçesi” mahiyetindedir. Elbette böyle bir itirazın başarılı olabilmesi için, ret kararının hatalı olduğunu somut delillerle ve hukuki gerekçelerle ortaya koymak gerekir.
İtiraz dilekçesinde öncelikle ilgili dosya numarası ve ret yazısına atıf yapılarak, kararın hangi gerekçeyle usule aykırı görüldüğü açıklanır. İtirazı desteklemek için şu unsurlar sunulmalıdır:
- Eksikliğin aslında mevcut olmadığını gösteren belgeler: Örneğin Mahkeme “belge sunulmamış” diyorsa, aslında belgenin gönderildiğini kanıtlayan dekont, posta kaydı veya sonradan temin edilen resmi evraklar eklenir. Eğer eksik belge gerçekten ilk başvuruda yoksa, itirazda bu belge mutlaka eklenmelidir. İtirazın amacı, başvurunun aslında usule uygun olduğunu veya en azından sonradan tamamlanabildiğini göstermektir.
- Hukuki dayanaklar: İtiraz eden taraf, Mahkeme’nin ret kararının İçtüzük veya Sözleşme hükümlerine yanlış uygulama yaptığını hukuken izah etmelidir. Örneğin, başvurunun süre kuralına uygun olduğunu ortaya koyan AİHS m.35 ve ilgili İçtüzük 47 hükümlerine atıf yapılabilir; önceki Mahkeme uygulamaları veya kılavuzlarından örnekler verilebilir. Burada kritik nokta, Mahkeme’nin ret gerekçesindeki hata ya da istisnai durumu ikna edici bir şekilde ortaya sermektir.
- Makul bir itiraz süresi: Her ne kadar resmî bir süre sınırı düzenlenmemişse de, itiraz makul bir zaman içinde yapılmalıdır. Dosya idari olarak kapatılıp imha edilmiş olsa bile, mümkün olan en kısa sürede itiraz başvurusu göndermek başarı şansını artırır.
Genel kural, başvurucu kendi hatası nedeniyle eksik kalmış bir başvuruyu itiraz yoluyla kurtaramaz. Yani gerçekten 47. maddedeki yükümlülükler açıkça yerine getirilmemişse, itiraz etmek “Mahkeme’nin iş yükünü gereksiz yere arttırmaktan başka bir işe yaramayacaktır” denir. Ancak başvurucunun aslında kurallara uyduğu veya uyamamaktaki kusurunun zorlayıcı sebeplere dayandığı özel durumlarda itiraz düşünülebilir. Örneğin postada belgelerin kaybolması, Mahkeme yazısının geç ulaşması, ya da başvurunun aslında süresinde olduğu halde yanlışlıkla süre aşımı zannedilmesi gibi durumlar buna örnek olabilir. Bu tarz itirazlar oldukça nadir olup, Mahkeme bünyesinde de “istisnai prosedür” olarak değerlendirilmektedir. Başarılı olması halinde, Mahkeme dosyayı yeniden açarak ilk başvuruyu yeni bir başvuru numarası ile kaldığı yerden incelemeye almaktadır. Aşağıda, yakın dönemde müdahil olduğumuz itirazların kabul edilmesine dair dikkat çekici bir örnek incelenmiştir.
N. M. Başvuru: İdari Retten Kabul’e Uzanan Süreç
Türk hukukçuları açısından emsal teşkil eden bu yazının konusu örnek başvurunun kronolojisi, AİHM’nin idari ret uygulamasını ve itiraz prosedürünü anlamak bakımından önemlidir. Başvurucu N. M. (bir jandarma subayı), 15 Temmuz 2016 darbe girişimi sonrasında yargılanmış ve ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına mahkûm olmuştu. Yargılama sürecinde adil yargılanma hakkı başta olmak üzere çeşitli hak ihlallerine maruz kaldığını ileri süren başvurucu, ulusal hukuk yollarını tükettikten sonra dosyasını avukatı aracılığıyla AİHM’ye taşımıştır.
Başvuru ve İçeriği
N. M., hakkındaki ceza hükmü Yargıtay’da kesinleştikten sonra Anayasa Mahkemesi’ne bireysel başvuru yapmıştır. AYM’ye 2022 yılında yaptığı bu bireysel başvuruda, özgürlük ve güvenlik hakkı ile adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini savunmuştur. Ancak Anayasa Mahkemesi 05.12.2022 tarihli kararıyla başvurucunun iddialarını “açıkça dayanaktan yoksun” bularak kabul edilemezlik kararı vermiştir. Bu karar, N. M. dosyasında iç hukuk yollarının tükendiği nihai karar niteliğindeydi. Karar verildiği tarihte başvurucu tutuklu bulunduğundan, AYM kararı kendisine 06.12.2022 tarihinde tebliğ edilmiştir.
AYM süreci tükendikten sonra, başvurucunun avukatı vakit kaybetmeden AİHM için hazırlıklara başladı. AİHS m.35/1’deki dört aylık süreyi kaçırmamak adına başvuru evrakı hızla tamamlandı. Nitekim başvurucu vekili, 03.04.2023 tarihinde (AYM karar tarihinden itibaren dört ay dolmadan) Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne bireysel başvuruyu yaptı. Başvuru formunda olayların özeti, ihlal iddiaları ve AYM dahil bütün yargı mercilerinin kararlarına ilişkin bilgiler sunuldu. Ayrıca iç hukuk kararlarının kopyaları da ek dosya halinde iletildi. Başvurucu taraf, AYM kararının bir örneğini de başvuruya ekleyerek, nihai karar tarihinden itibaren dört ay içinde hareket edildiğini göstermek istedi. Başvuru Strasbourg’daki Mahkeme’ye ulaştığında 2023/18823 sayılı bir dosya referans numarası alarak kayıtlandı.
İlk İdari Ret Kararı ve Gerekçesi
AİHM başvuruyu aldıktan sonra, ilk olarak İçtüzük md.47’deki şartlara uygunluk kontrolü yaptı. Ne yazık ki, yaklaşık iki ay sonra Mahkeme’den gelen resmi yazı, başvurucunun beklentisinin aksi yöndeydi. Aşağıda yer alan, 09.06.2023 tarihli AİHM Yazı İşleri Müdürü imzalı bir mektup, N. M. adına yapılan başvurunun işleme konulmadığını bildiriyordu. Bu bir “idari ret” kararıydı ve gerekçesi mektupta açıkça belirtilmişti:
“Sözleşme’nin 35. maddesinin 1. paragrafında belirtilen süre sınırlamasına riayet edildiğini gösteren belgelerin örnekleri sunulmamıştır. Özellikle, Anayasa Mahkemesi’nin 05.12.2022 tarihli bireysel başvuru kararının başvuran veya vekiline tebliğ tarihini gösterir belgenin bir örneği gönderilmemiştir.”
Bu ifadeden anlaşıldığı üzere, AİHM’ye sunulan dosyada nihai kararın başvurucuya tebliğ edildiği tarihi kanıtlayan belge eksik görülmüştü. Mahkeme, başvurunun zaman sınırına (dört ay kuralına) uyup uymadığını denetlemek için, AYM kararının tebliğine dair resmi bir evrak talep ediyordu. Başvurucu, AYM kararının aslını eklemiş olsa da, tebliğ tarihini ayrıca gösterir bir tebligat belgesi gönderilmemişti. Mahkeme’ye göre bu eksiklik, İçtüzük md.47 §3(1)(b)’deki zorunlu belgelere aykırılık teşkil ediyordu. Sonuç olarak, AİHM “şikâyetleriniz Mahkeme tarafından incelenemeyecektir” diyerek dosyayı kapattı ve gönderilen hiçbir evrakın da muhafaza edilmeyeceğini, dosyanın kararın gönderildiği tarihte imha edileceğini bildirdi.
Özellikle başvurucunun ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası ile mahkum olması dikkate alındığında, bu beklenmedik ret kararı, başvurucu ve vekili açısından büyük bir hayal kırıklığı oldu. Zira başvuru süresi kuralına fiilen riayet edilmiş, dört ay içinde başvuru yapılmıştı. Peki eksik neydi? AİHM’e göre, başvurucu dört ay içinde hareket etmiş olsa bile bunu ispatlayan tebligat alındısı sunulmamıştı. Oysa uygulamada genelde, nihai karar tarihinden itibaren süre geçmemişse, kararın bir örneğini göndermek yeterli kabul ediliyor; ayrıca tebliğ belgesi aranmıyor.
Nitekim bu noktaya N. M. dosyasında da dikkat çekildi: Başvuru, AYM karar tarihinden itibaren dört ay içinde yapıldığı için “her bir şikâyetin nihai karar tarihinden itibaren dört aylık süre içinde yapıldığını göstermek adına yalnızca kararın bir örneğinin sunulması yeterlidir”; bu durumda ayrıca tebliğ tarihini belgelemek aranmayabilir. Başvurucu vekili de bu anlayışla hareket etmişti. Ancak anlaşılan o ki, Mahkeme kayıt birimi belgenin yokluğunu ciddi bir eksiklik saymış ve katı biçimde idari ret uygulamıştı.
İtiraz Süreci: Strateji ve Belgeler
AİHM’nin idari ret mektubu ilk bakışta kesin ve itirazsız görünse de, başvurucunun yakınları ile avukatlarının tarafıma ulaşmaları üzerine usulen hatalı olduğu kanaatine vardığım bu karara boyun eğmemeye karar verdik. Zira ortada, başvurunun süre kuralına uygun yapıldığını gösterir belgeyi sunma zorunluluğunu kaldıran bir durum vardı: Başvuru zaten süresinde yapılmıştı. Mahkeme’nin talep ettiği tebligat belgesi, normalde ancak nihai karar tarihinden çok sonra yapılan başvurularda zorunlu olmalıydı. Bu argüman ve ret kararındaki çelişki, itiraz yoluna gitmek için temel teşkil etti.
Öncelikle eksik olduğu belirtilen belgeyi temin etme yoluna gittik. Anayasa Mahkemesi’ne başvurarak, 05.12.2022 tarihli kararın başvurucuya tebliğine ilişkin resmi tebliğ alındısı örneğini istedik. Nitekim AYM, kararın cezaevindeki başvurucuya 06.12.2022 günü tebliğ edildiğine dair belgeyi sonradan iletti. Bu belge itiraz için kritik önemdeydi, çünkü Mahkeme’nin eksiklik tespitini fiilen giderecekti. Ayrıca vekil, dosyadaki tüm belgelerin ve ilk başvuru formunun bir kopyasını zaten elinde tutmaktaydı; zira Mahkeme dosyayı imha ettiğinden, gerekirse başvuruyu yeniden eksiksiz sunmak gerekecekti.
Temin edilen yeni belge ve hukuki gerekçelerle idari ret kararına itirazımızı sunarak başvuruyu yeniden hazırladık. 01.07.2024 tarihli dilekçede, AİHM Yazı İşleri Müdürlüğü’ne hitaben ret kararına itiraz ettiğimizi özellikle belirttik. Dilekçede aşağıdaki stratejiyi izledik:
- Ret kararının özeti ve gerekçesi aktarıldı: Mahkemenin 09.06.2023 tarihli idari ret yazısında, tebligat belgesi eksikliği nedeniyle başvurunun incelenmediği belirtildiği, ilgili paragraf alıntılanarak ortaya kondu.
- Usule aykırılık iddiası açıklandı: Başvurunun AİHS 35(1) maddesindeki dört aylık süreye riayet ederek yapıldığı; dolayısıyla ek bir tebliğ belgesi sunulmasına gerek olmaması gerektiği vurgulandı. İçtüzük md.47 ve Sözleşme m.35 hükümleri ışığında, dört ay içinde yapılan başvurularda nihai kararın tarihini gösteren karar örneğinin zaten süreye uyumu ortaya koyduğu dile getirildi. Ret kararının bu yönüyle hukuka aykırı olduğu belirtildi.
- Somut delillerin sunumu: Başvuruya konu AYM kararının aslı ve tebliğ tarihini gösterir yeni alınan belge itiraz dilekçesine ek yapıldı. Böylece Mahkeme’nin aradığı belge sağlanmış ve dosya eksiksiz hale getirilmiş oluyordu. Başvurucuya AYM kararının 06.12.2022’de tebliğ edildiğini kanıtlayan resmi evrak dilekçe ekinde sunuldu (EK-2).
- Talep: Bu gerekçelerle, AİHM’nin idari ret kararını tekrar gözden geçirmesi; başvurunun aslında usule uygun ve belgeleri tam olduğu anlaşıldığından, dosyanın yeniden kayıt altına alınarak incelenmeye başlanması talep edildi.
İtiraz dilekçesini, ekleri ve başvuru formunu posta yoluyla Mahkeme’ye gönderdik. AİHM nezdinde resmî bir “itiraz” prosedürü olmadığından, bu başvuru bir yeniden inceleme talebi olarak değerlendirildi.
İtirazın Kabulü ve Yeniden İnceleme
Bu istisnai başvuru, beklenen olumlu sonucu verdi. AİHM, yapılan itirazı haklı bularak dosyayı yeniden ele almaya karar verdi. Tarafımıza Mahkeme’den iletilen bilgiye göre, sunulan deliller ışığında idari ret kararının hatalı olduğu kabul edildi ve başvurunun yeniden kayda alınacağı bildirildi. Bu gelişme, AİHM uygulamasında nadir görülen bir itirazın kabulü örneğiydi.
AİHM, dosyayı yeni bir başvuru numarası vererek kayda aldı. Mahkeme’nin çevrimiçi sistemi üzerinden yapılan sorgulamada, şikâyet tarihinin 03.04.2023 olarak göründüğü, durumun “Application requiring a decision” (karar için incelenmeyi bekliyor) statüsünde olduğu anlaşılmaktadır (Durum tarihi: 23.07.2024). Bu, dosyanın artık idari engelleri aşarak esas inceleme safhasına geçebileceğini gösteren bir işarettir.

Böylece, ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası ile mahkum olan ve son umudu da AİHM tarafından itirazı mümkün olmayacak bir şekilde yıkılan N. M.’nin dosyası yaklaşık bir yıl süren uğraş sonucunda AİHM gündemine tekrar alınmış oldu. Mahkeme’nin, idari ret kararına itirazı kabul edebilmesi için Sözleşme ve İçtüzükte yazılı olmayan bir olağanüstü yolu işleterek başarılı bir sonuca ulaştık. Elbette bu yeniden inceleme kararı, davanın esasına ilişkin bir kabule şimdilik eşdeğer değil; yalnızca usuli engelin kaldırıldığı anlamına geliyor. Nitekim Mahkeme, dosyayı yeniden incelerken yine İçtüzük md.47 şartlarına uyuma bakacak ve teorik olarak eğer başka bir eksiklik saptarsa yeni bir idari ret kararı verme ihtimali de var. Ancak şu an itibariyle dosya geçerli bir AİHM başvurusu haline gelmiş durumdadır.
Sonuç: Türk ve Avrupalı Hukukçular İçin Pratik Dersler
N. M. örneği, AİHM başvurularında usule uyumun ve gerektiğinde direnç göstermenin önemini ortaya koymaktadır. Bu süreçten çıkarılabilecek başlıca dersler şunlardır:
- Şekil Şartlarına Azami Dikkat: AİHM’e başvuru yaparken, Mahkeme İçtüzüğü md.47’de listelenen tüm gerekliliklerin eksiksiz yerine getirildiğinden emin olunmalıdır (AİHM başvurularında en sık karşılaşılan idari ret sebeplerine ulaşmak için tıklayınız). Başvuru formu doğru doldurulmalı, imzalar atılmalı, yetki belgesi usulüne uygun şekilde doldurulmalı, iç hukuk kararlarının tamamı ek yapılmalıdır. Özellikle süre kuralı açısından, nihai kararın tarihine ve tebliğine ilişkin belge varsa mutlaka sunulmalıdır. Başvuru zarfının sağlam ulaştığından bile emin olmak, mümkünse özel kurye tercih etmek faydalı olabilir. Zira görüldüğü üzere küçük bir eksik veya aksaklık, haklı davaların bile %84 oranında daha baştan elenmesine yol açmaktadır.
- Süre Kuralını Doğru Hesaplama: AİHS m.35/1’deki dört aylık (daha önce altı aylık) süre, başvurucu aleyhine yorumlanabilecek en önemli kabul edilemezlik nedenidir. Nihai kararın tebliğ tarihi, bu sürenin başlangıcı bakımından kritik olabilir. Eğer nihai kararın üzerinden dört aydan fazla zaman geçmişse, ancak tebliğ geciktiyse, bunu belgeyle ispat etmek şarttır. N. M. vakasında başvuru aslında süresindeydi fakat Mahkeme belge eksikliği nedeniyle bunu teyit edemedi. Dolayısıyla, süresinde yapılan bir başvurunun bile ispat külfeti olduğunu unutmamak gerekir.
- İtiraz Yolu – Sıradışı Ama Mümkün: AİHM’nin idari ret kararları çoğunlukla kesin olsa da, bu örnek itiraz mekanizmasının tamamen kapalı olmadığını göstermiştir. Hem Türk hukukçular hem de diğer ülke avukatları, eğer açık bir usul hatası veya istisnai bir durum varsa, Mahkeme’ye yazılı itirazda bulunmayı düşünebilir. Bu çok nadir uygulanan bir prosedür olup, ne Sözleşme’de ne de Mahkeme’nin yayımladığı kılavuzlarda ayrıntılı yer almamaktadır. Nitekim pek çok Avrupa ülkesindeki insan hakları hukukçusunun da bu imkândan haberdar olmadığı belirtilmektedir. N. M. olayı, doğru belgeler ve sağlam bir hukuki argümanla itirazın başarıya ulaşabileceğine dair emsal teşkil etmiştir.
- Kayıt ve Takip Önemli: Başvurucu vekillerinin, gönderdikleri başvurunun akıbetini aktif şekilde takip etmeleri gerekir. AİHM’den uzun süre haber gelmemesi durumunda, dosyanın durumunu sorgulamak ve gerekirse başvuru numarası öğrenmek önemli bir adımdır. Ayrıca, her başvuru için gönderilen belgelerin birer kopyasının arşivlenmesi kritik önem taşır. N. M. dosyasında, vekilin tüm başvuru evrakının yedeğini tutması sayesinde, dosyanın yeniden sunulması mümkün olmuştur. Eğer bu hazırlık olmasa, idari ret sonrası telafisi imkânsız kayıplar yaşanabilirdi.
Son tahlilde, N. M. başvurusu AİHM prosedürüne ilişkin küçük fakat önemli bir kapı aralamıştır. Türk hukukçuları için, usule uygun hazırlanmış bir başvurunun dahi bazen haksız şekilde idari engellere takılabileceği; ancak yılmadan hukuki yolların zorlanması halinde adil bir sonuca ulaşma şansı bulunduğu mesajını vermektedir. Avrupa’daki insan hakları camiası için de bu örnek, Mahkeme nezdinde “kayıt aşaması”nda dahi mücadele edilebileceğini göstermiştir. Elbette en ideal durum, hiç böyle bir mücadeleye gerek kalmadan başvuruyu ilk seferde kusursuz yapmaktır. Yine de, N. M. olayı sayesinde artık biliyoruz ki istisnai durumlarda istisnai çözümler mümkün olabilmektedir. Bu farkındalık, benzer durumdaki diğer başvurucuların hak kaybına uğramasının önüne geçebilecek değerli bir deneyim sunmaktadır.
AİHM nezdindeki idari ret uygulaması (İçtüzük Kural 47, AİHS m.35) ve idari ret kararlarına karşı itiraz usulüne ilişkin yazı dizimize aşağıdan erişebilirsiniz. Metinlerde; süre kuralı, yetkilendirme/ıslak imza, eksik-belge ve ek/format sınırlamaları ile Kural 47 §1, §2(b), §3(1)(b) kapsamındaki şekli gerekler, somut örnek dosyalar üzerinden ayrıntılı biçimde incelenmektedir:
- AİHM İdari Ret Sebepleri: En Sık Karşılaşılan 10 Neden
- Örnek Olay 1 – İdari Ret Kararı ve Usulî Değerlendirme
- AİHM’in İdari Ret Kararına İtiraz: Örnek Olay 3
- AİHM’in İdari Ret Kararına İtiraz Yolu – Kabul Edilen Örnek 2
- AİHM Başvurularında İdari Ret Kararı ve İtiraz Usulü (N. M. Başvurusu): Süreç ve Çıkarımlar
‘İdari ret’ nedir; ‘kabul edilemezlik’ten farkı Nedir?
İdari ret, başvurunun AİHM İçtüzüğü Kural 47’deki şekil şartlarına uymaması nedeniyle kayıt aşamasında Yazı İşleri tarafından verilen idari nitelikte bir bildirimdir; esasa ilişkin değildir. “Kabul edilemezlik” ise AİHS m.35 ölçütleri yönünden tek yargıç/komite/daire tarafından verilen yargısal karardır.
Kural 47 uyarınca asgarî içerik ve belgeler nelerdir?
AİHM’ye sunulacak başvurunun asgarî içeriği bakımından, öncelikle güncel ve 13 sayfadan oluşan başvuru formunun eksiksiz, okunaklı ve kısaltma/sembol kullanılmaksızın doldurulması gerekir. Formun 13’üncü sayfasındaki “Beyan ve İmza” bölümünde başvurucu veya varsa temsilcisinin ıslak imzası bulunmalıdır. Başvurucunun temsilci aracılığıyla hareket ettiği durumlarda, formun 3’üncü sayfasındaki “Yetki Belgesi” hem başvurucu hem de temsilci tarafından ıslak imza ile imzalanmalı; bu husus İçtüzük Kural 47 §1(c) uyarınca zorunludur. Başvuruda ileri sürülen her bir şikâyete ilişkin iç hukuk yollarının tüketildiğini göstermek üzere, istinaf/temyiz dâhil nihai karar(lar)ın tam metin suretleri okunabilir şekilde eklenmelidir. Ayrıca İçtüzük Kural 47 §3(1)(b) kapsamında, AİHS m.35/1’deki dört aylık süre kuralına riayet edildiğini ve iç hukuk yollarının usulüne uygun tüketildiğini belgelendiren kayıtlar (örneğin UYAP/UETS tebliğ mazbatası ve—varsa—okunma sonuç delili, posta alındısı, zarf veya teslim tutanağı, mahkeme kalem yazıları vb.) sunulmalıdır. Birden fazla başvurucu/temsilci varsa, kimlik sayfası (s.1) ve yetki belgesi (s.3) her ilişki için ayrı düzenlenmeli; çok sayıda ek söz konusuysa ek listesi (s.12) çoğaltılarak sistematik bir dizin oluşturulmalıdır. Belgelerin mümkünse tarih ve sayfa numarası verilerek dizinlenmesi, her belgenin ilgili olay/şikâyet ile bağlantısının formda açıkça gösterilmesi ve tüm nüshaların başvuru tarihindeki haliyle muhafaza edilmesi tavsiye edilir.
Dört aylık süre nasıl belirlenir ve nasıl ispatlanır?
Başvuru nihai karar tarihinden önce 4 ay dolmadan yapılmışsa, çoğu durumda karar örneği süreye uyumu göstermeye yeterlidir. Başvuru görünürde 4 ayı aşmışsa, tebliğ/öğrenme tarihini gösteren resmî belge (posta alındısı, UYAP/UETS kaydı vb.) ibrazı zorunludur.
UETS tebligatlarında hangi tarih esas alınır?
Uygulamada AİHM, elektronik tebligatta fiilî okuma tarihini süre başlangıcı kabul edebilmektedir. Bu sebeple yalnız “Tebliğ Mazbatası” değil, “Okunma Sonuç Delili” de dosyaya konulmalıdır.
AİHM Başvuru Formu Nasıl Olmalıdır?
Başvuru formu 13 sayfayla sınırlıdır. Yalnızca şu sayfalar çoğaltılabilir: s.1 (birden çok başvurucu için kimlik sayfası), s.3 (her bir başvurucu–temsilci ilişkisi için ayrı yetki belgesi) ve s.12 (ekler listesi). Bu istisnalar dışında formun genişletilmesi Kural 47 §1’e aykırıdır ve idari ret sebebidir. Ek beyan metni en fazla 20 sayfa olabilir (Kural 47 §2(b)); bu metin yeni şikâyet veya yeni hukuki dayanak ileri süremez ve formun asli bölümlerinin yerine geçemez.
En yaygın İdari ret nedenleri Nelerdir?
En yaygın idari ret nedenleri, AİHM İçtüzüğü Kural 47 ve AİHS m.35 çerçevesinde; başvuru formunun s.13 “Beyan ve İmza” ile s.3 “Yetki Belgesi” bölümlerinde ıslak imza/yetkilendirmenin bulunmaması, süre kuralına riayetin ve nihai iç hukuk kararının tebliğ/öğrenme tarihinin belgesel olarak gösterilmemesi, iç yolların tüketildiğini kanıtlayan nihai kararların eksiksiz/tam metin örneklerinin sunulmaması, formun kural dışı genişletilmesi ile ek beyanın 20 sayfalık sınırının aşılması ve eklerin teknik olarak okunamaz olması veya posta sürecinde zarfın yırtılması gibi nedenlerle dosya bütünlüğünün şüpheye düşmesidir; bu eksiklikler başvurunun kayıt aşamasında esasa girilmeksizin idari retle sonuçlanmasına yol açar.
AİHM önündeki gelişmelerden haberdar olmak için Whatsapp kanalımı takip edebilirsiniz

- Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi önündeki davalarda yaşanan gelişmelere,
- Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarına,
- AİHM‘in Türk Hükümeti’ni savunmaya davet ettiği davalara,
- AİHM’nin önemli bildirilerine
- Yazımlarıma, sıcağı sıcağına ulaşmak için kanalımı WhatsApp kanalımı takip edebilirsiniz.
