AIHM ByLock min 3

AİHM’İN TÜRK HÜKÜMETİ’NE BİLDİRDİĞİ BYLOCK MAHKUMİYETLERİNE İLİŞKİN 9.800 BAŞVURU: SIK SORULAN SORULAR VE CEVAPLARI

ByLock

26/09/2023 tarihli Yalçınkaya kararı (no. 15669/20) sonrası, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), esasen ByLock kullandıkları iddiasıyla silahlı terör örgütüne üye olma suçundan mahkum olan 1.000 başvurucunun şikayetlerini 18 Aralık 2023 tarihinde Türk Hükümeti’ne bildirmişti (Yazımda ‘birinci grup’ olarak adlandırılacak bu başvurulara ilişkin detaylı bilgi için tıklayınız).

05/02/2024 tarihinde haber verdiğim üzere AİHM, benzer şikayeti bulunan 1.000 başvurucunun daha şikayetlerini 16/04/2024 tarihinde 5 ayrı grup halinde Türk Hükümeti’ne bildirdi (Yazımda ‘ikinci grup’ olarak adlandırılacak bu başvurulara ilişkin detaylı bilgi için tıklayınız).

25/06/2024 tarihinde haber verdiğim üzere AİHM, benzer şikayeti bulunan 1.000 başvurucunun daha şikayetlerini 08/07/2024 tarihinde 5 ayrı grup halinde Türk Hükümeti’ne bildirdi (Yazımda ‘üçüncü grup’ olarak adlandırılacak bu başvurulara ilişkin detaylı bilgi için tıklayınız).

12/11/2024 tarihinde haber verdiğim üzere AİHM, benzer şikayeti bulunan 1.000 başvurucunun daha şikayetlerini 25/11/2024 tarihinde 5 ayrı grup halinde Türk Hükümeti’ne bildirdi (Yazımda ‘dördüncü grup’ olarak adlandırılacak bu başvurulara ilişkin detaylı bilgi için tıklayınız).

22 Mayıs 2025 tarihinde haber verdiğim üzere AİHM, benzer şikayeti bulunan 1.000 başvurucunun daha şikayetlerini 16-19 Mayıs 2025 tarihinde 5 ayrı grup halinde Türk Hükümeti’ne bildirdi (Yazımda ‘beşinci grup’ olarak adlandırılacak bu başvurulara ilişkin detaylı bilgi için tıklayınız).

AİHM, benzer şikayeti bulunan 4 bin 800 başvurucunun daha şikayetlerini 4 Eylül 2025 tarihinde 12 ayrı grup halinde Türk Hükümeti’ne bildirdi (Yazımda ‘altıncı grup’ olarak adlandırılacak bu başvurulara ilişkin detaylı bilgi için tıklayınız).

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin Türk Hükümeti’ne bildirdiği ByLock mahkumiyetlerine ilişkin söz konusu 9.800 dava ile ilgili tarafıma günlerdir çok sayıda soru sorulmaktadır. Bu soruları ve de verdiğim cevapları sizler için derledim.

Başvurucular Kimdir ve Şikayetleri Ne İle İlgilidir?

Söz konusu listelerde yer alan başvurucuların tamamı ByLock kullanıkları iddiasıyla silahlı terör örgütüne üye olma suçlamasıyla mahkum olmuş kişilerdir. Bu kişiler hakkındaki mahkumiyet hükmü Yargıtay’ın ilgili dairesi tarafından onanmıştır. Yargıtay’ın onama kararı sonrası ilgili kişiler şikayetlerini önce Anayasa Mahkemesi’ne, Anayasa Mahkemesi’nin şikayetlerini kabul edilemez bulması üzerine de AİHM’e sunmuşlardır.

Başvurucular esas olarak, FETÖ/PDY üyeliği iddiasıyla yargılanmalarının ve mahkum edilmelerinin, Sözleşme’nin 7. maddesi uyarınca kanunsuz ceza olmaması ilkesini ve/veya 6. maddenin 1. fıkrası uyarınca adil yargılanma hakkını ihlal ettiğinden şikayet etmişlerdir. Bu şikayetler aşağıdaki gibidir:

  1. (Madde 7) ByLock kullandığına yönelik iddianın esas alınarak suçun maddi ve manevi unsurlarının gerçekleştiğinin kabul edilmesinin Türk Ceza Kanunu’nun 314. maddesinin geniş bir şekilde yorumlanmasına dayandığına ve bunun sonucunda Sözleşme’nin 7. maddesine aykırı şekilde hapis cezasına mahkûm edildiğine ilişkin şikâyet.
  2. (Madde 6) Mahkumiyetine esas alınan ByLock kullandığı iddiasına ilişkin delillere, Sözleşme’nin 6 § 1 maddesindeki güvencelere uygun olarak etkili bir şekilde itiraz edemediğine, ByLock verilerini etkili bir şekilde tartışma ve bunlara karşı savunma yapma imkanının olmadığına ilişkin şikâyet.

Başvurucular Hangi İddialara Dayanılarak Mahkum Olmuşlardır? ByLock Kullanımı İddiası Var mı?

Başvurucuların mahkûmiyet gerekçeleri genellikle ByLock kullanımı iddiasına dayansa da; bazı başvurucularda hiyerarşik konumu, sohbetlere katılımı, tanık beyanları ve himmet, banka, sendika, dernek, kodlama (garson fişlemesi) gibi diğer iddialar da dosyada yer almaktadır.

Ankesör ya da sabit hattan aranma iddiasına dayanan mahkumiyetlerin hukuka aykırı olduğuna ilişkin Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi önündeki başvurular ile ilgili bilgi edinmek için buraya tıklayabilirsiniz.

Esasen ByLock Kullanımı İddiasına Dayanan Ceza Mahkumiyetlerine İlişkin Şikayetler Kapsamında Türk Hükümeti’ne Bildirilen Başvuruların Listesine Nasıl Ulaşabilirim?

37 ayrı grupta yer alan toplam 9.800 başvurucunun listesine buradan ulaşabilirsiniz.

18 Aralık 2023 tarihinde Türk Hükümeti’ne bildirilen 1.000 başvurucunun listesine buradan ulaşabilirsiniz. Ayrıca Mahkeme’nin basın açıklamasına buradan ulaşabilirsiniz.

29 Nisan 2024 tarihinde Türk Hükümeti’ne bildirilen 1.000 başvurucunun listesine buradan ulaşabilirsiniz. Ayrıca Mahkeme’nin basın açıklamasına buradan ulaşabilirsiniz.

8 Temmuz 2024 tarihinde Türk Hükümeti’ne bildirilen 1.000 başvurucunun listesine buradan ulaşabilirsiniz. Ayrıca Mahkeme’nin basın açıklamasına buradan ulaşabilirsiniz.

12 Kasım 2024 tarihinde Türk Hükümeti’ne bildirilen 1.000 başvurucunun listesine buradan ulaşabilirsiniz. Ayrıca Mahkeme’nin basın açıklamasına buradan ulaşabilirsiniz.

16-19 Mayıs 2025 tarihinde Türk Hükümeti’ne bildirilen 1.000 başvurucunun listesine buradan ulaşabilirsiniz. Ayrıca Mahkeme’nin basın açıklamasına buradan ulaşabilirsiniz.

4 Eylül 2025 tarihinde Türk Hükümeti’ne bildirilen 4.800 başvurucunun listesine buradan ulaşabilirsiniz.

Liste Ne Anlama Geliyor?

Listede yer alan kişiler, 15 Temmuz 2016 olaylarıyla bağlantılı olduğu iddiasıyla ve TCK m.314 çerçevesinde terör örgütü üyeliği iddiasıyla yargılanıp mahkûm edilmiş; mahkûmiyetleri esasen ByLock kullanımına ilişkin delillere dayandırılmış olan başvuruculardır.

Bu tür bir liste, AİHM nezdinde başvurunun usul ve esasa ilişkin incelemesi kapsamında Davalı Devlet’e bildirilmiş dosyaları gösterir; başka bir deyişle, listede yer almak başvurunun Mahkeme tarafından Hükümet’e karşıt görüşlerini sunması için iletildiği anlamına gelir — listeye alınmak ihlal tespiti anlamına gelmez.

Sonuç olarak, listede yer almış olmak, başvurucunun mahkûmiyetinin doğrudan iptali veya haklılığının tespitiyle eş anlamlı değildir; bu aşama, AİHM’in söz konusu dosyayı daha ileri usulî ve/veya esas incelemesine tabi tutacağı dönemin bir parçasıdır.

Kimliğin gizlenmesini (anonimlik) talep edebilir miyim?

Evet. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), gerekçeli bir talep üzerine başvurucunun kimliğini anonimleştirebilir; ancak bu uygulama istisnaî niteliktedir.

Anonimlik talebi, başvurucunun kimliğinin kamuya açık belgelerde —örneğin karar metinlerinde, HUDOC veritabanında veya basın duyurularında— görünmemesi anlamına gelir. Bu koruma, genellikle şu durumlarda kabul edilir:

  • Başvurucunun kimliğinin açıklanması hâlinde ciddi güvenlik riski doğacaksa,
  • Ailesi, mesleği veya özel hayatı bakımından geri dönülmez zarar riski varsa,
  • Başvurunun hassas konular (örneğin cinsel istismar, siyasi sığınma, sağlık, özel hayat) içerdiği durumlarda.

Mahkeme, anonimlik talebini değerlendirirken talebin somut gerekçelere dayanıp dayanmadığını ve başvurunun içeriğiyle kamu yararı arasındaki dengeyi dikkate alır. Gerekçesiz veya soyut ifadelerle yapılan talepler kabul edilmez.

Son olarak, anonimlik kararı başvuru sırasında istenebileceği gibi, sürecin herhangi bir aşamasında da talep edilebilir. Ancak, karar verildikten sonra kimliklerin geri dönülmez biçimde yayımlandığı durumlarda sonradan anonimleştirme yapılması genellikle mümkün değildir.

Bir Karar Mı Çıktı? Karar Ne Zaman Çıkabilir?

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), ByLock kullanımına dayalı mahkûmiyetlere ilişkin esasa dair ilk kararını 22 Temmuz 2025 tarihinde, Demirhan ve Diğerleri / Türkiye  (Başvuru No: 1595/20 ve diğerleri, 22 Temmuz 2025) davasında vermiştir. Bu kararda Mahkeme, 239 başvurucu yönünden değerlendirme yapmış ve Yalçınkaya kararında ortaya konulan ilkeleri somutlaştırmıştır.

Bununla birlikte, diğer başvuruların incelenmesi devam etmektedir. AİHM, dava yükü, dosyaların olgunluk durumu ve benzer başvurular arasındaki bağlantıları dikkate alarak dosyaları peyderpey ele almakta; bu nedenle bir sonraki kararın ne zaman açıklanacağına dair kesin bir takvim henüz taraflara bildirilmemiştir.

Kısacası, Mahkeme’nin ilk kararı yalnızca belirli bir grup başvurucuya ilişkindir; geri kalan dosyalar bakımından süreç halen derdesttir ve yeni karar tarihleri Mahkeme’nin iç önceliklendirme politikası çerçevesinde belirlenecektir.

Yalçınkaya Kararı Sonrası Davalar Hızla Ele Alınmaya Mı Başlandı?

Hem Yalçınkaya kararı öncesi yazılarımda (7 Mayıs 2022 tarihli yazım için tıklayınız) hem de Yalçınkaya kararı sonrası yazı (ilgili yazılarım için tıklayınız) ve beyanlarımda, Büyük Daire’nin Yalçınkaya kararı sonrası üç kişiden oluşan komitelerin ByLock iddiasına dayanan mahkumiyetlerle ilgili şikayetleri -aynı tutukluluk davalarında olduğu gibi- grup haline çok daha hızlı bir şekilde ele alacağını belirtmiştim.

Yalçınkaya kararının ardından AİHM’deki süreç belirgin biçimde hız kazanmıştır. Büyük Daire’nin bu kararda ortaya koyduğu ilkeler, Mahkeme’nin benzer nitelikteki başvurulara yaklaşımında yönlendirici olmuştur. Özellikle ByLock kullanımına dayalı mahkûmiyetlere ilişkin şikayetler, AİHM içtüzüğünün 27. maddesi uyarınca oluşturulan üç yargıçlı Komiteler tarafından, tıpkı tutukluluk şikayetlerinde olduğu gibi, gruplar halinde ve hızlandırılmış usulle ele alınmaya başlanmıştır.

Bu yaklaşım, Mahkeme’nin hem benzer nitelikteki davalar arasında tutarlılığı sağlama hem de yargısal kaynakları etkin kullanma amacına dayanmaktadır. Nitekim AİHM, “Yalçınkaya benzeri” olarak nitelendirdiği başvuruları kronolojik sırayla, fakat öncelik politikası (Rule 41) çerçevesinde peyderpey incelemektedir.

Dolayısıyla, evet — Yalçınkaya kararı sonrası AİHM, ByLock temelli mahkûmiyetlere ilişkin başvuruları daha sistematik ve hızlı bir biçimde ele almaya başlamıştır; bu eğilimin önümüzdeki dönemde de devam etmesi beklenmektedir.

Listede Adım Niye Yok?

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne (AİHM) yapılan her başvuru, öncelikle Mahkeme İç Tüzüğü’nün 47. maddesinde öngörülen şekli şartlara uygunluk bakımından incelenir. Bu şartlar, başvurunun geçerli biçimde kayda alınabilmesi için zorunludur. Şartlara uygun olmayan başvurular idari inceleme aşamasında reddedilir ve bu tür dosyalar Mahkeme sistemine kaydedilmeden sonuçlandırılmış olur (detaylı bilgi için tıklayınız).

Başvuru 47. maddeye uygun ise, bu kez AİHM başvurunun kabul edilebilirlik koşullarını değerlendirir. Bu değerlendirme; tek yargıç, üç yargıçlı Komite, yedi yargıçlı Daire veya on yedi yargıçlı Büyük Daire tarafından yapılabilir. Kabul edilebilirlik kriterlerini karşılamayan başvurular, “kabul edilemez” olarak ilan edilir ve Mahkeme gündeminden çıkarılır (detaylı bilgi için tıklayınız).

Buna ek olarak, AİHM gerekli gördüğü durumlarda başvurucu veya vekilinden ek bilgi ve belge talep edebilir. Bu taleplere süresi içinde yanıt verilmemesi, özellikle posta ulaşmaması ya da başvurucunun cevapsız kalması gibi durumlarda Mahkeme, “başvurucunun davasını takip etme niyetinde olmadığı” sonucuna vararak dosyayı “kayıttan düşürebilir.”

Sonuç olarak;
Eğer başvurunuz idari olarak reddedilmediyse, kabul edilemez ilan edilmediyse ve kayıttan düşürülmediyse, Mahkeme’nin grup inceleme yöntemine uygun biçimde sırası geldiğinde davanız Türk Hükümeti’ne tebliğ edilecektir. Dolayısıyla, adınızın ilgili listede yer almaması, başvurunuzun reddedildiği anlamına gelmez; yalnızca henüz Mahkeme tarafından o gruptaki inceleme aşamasına alınmadığı anlamına gelir.

Listede Adımın Olup Olmadığına Bakabilir Misiniz?

Hayır. (Tarafıma bu şekilde çok soru yöneltildiği için bunu da yazmak istedim)

eComms Nedir? Bu Listelerde Yer Alanlar EComms Hesabı nasıl açmalı mı ve Nasıl Açacaklar?

eComms (AİHM Elektronik İletişim Hizmeti), Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM)‘nin başvurucuların temsilcileriyle ya da Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi İç Tüzüğü’nün 36. maddesinin 2. fıkrası kapsamında Daire Başkanı tarafından kendisine temsil etme yetksi verilmişse başvurucunun bizzat kendisi ile elektronik iletişim kurmasını sağlamak için sunduğu bir hizmettir.

Bu hizmet, bir şikayet İç Tüzüğün 54. maddesinin 2. fıkrasının (b) bendi uyarınca davalı Sözleşmeci Tarafa bildirildiğinde ya da bir hukuki bölümün bunun açıkça yapılacağına ve elektronik iletişimin kurulması gerektiğine karar verdiğinde etkinleştirilir. 

Mahkeme’nin taraflara gönderdiği yazıya göre, başvuru henüz bir eComms hesabına ekli değilse başvurucunun ya da avukatının Mahkeme’ye yazı yazarak talepte bulunması gerekir. Örnek bir dilekçeyi burada bulabilirsiniz.

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi İç Tüzüğü’nün 36. maddesinin 2. fıkrası kapsamında Daire Başkanı tarafından başvurucuya kendisini temsil etme yetksi verilmişse başvurucu kendi adına eComms hesabı açarak söz konusu başvurunun bu hesaba eklenmesini talep edebilir.

Daha fazla detaylı bilgiyi burada bulabilirsiniz.

AİHM, Davaları Hangi Sıraya Göre Alıyor?

Mahkeme dosyaları katı bir kronolojik sırayla değil, İçtüzük kural 41 kapsamındaki “öncelik politikası” uyarınca ele alır. Buna göre, telafisi güç zarar riski barındıran başvurular öne çekilir. Başlıca öncelik örnekleri şunlardır: yaşam hakkı (m. 2) ve kötü muamele iddiaları (m. 3), özgürlükten yoksunluk (m. 5), çocukların üstün yararı ve aile hayatına (m. 8) ağır etkiler.

Bunun dışındaki dosyalarda inceleme sırası; başvurunun olgunluğu, taraf yazışmalarının tamamlanması, benzer başvurularla birleştirme/ayırma ihtiyacı, içtihadın tutarlılığı ve usul ekonomisi gibi usulî ölçütlerle belirlenir. Bu nedenle, somut bir dosyanın ne zaman ele alınacağını kesin olarak “bilemiyoruz”; takdir, yukarıdaki hukukî kriterler ışığında Mahkeme’ye aittir.

Dosyam başka bir grupla birleştirilebilir mi?

Evet. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), usul ekonomisi, yargılamada tutarlılık ve içtihadın bütünlüğü ilkeleri gereğince benzer nitelikteki başvuruları birleştirme (joinder) veya ayırma (disjoinder) kararı verebilir.

‘Başvuruda bir karar alınması beklenmektedir’ İfadesi Ne Demek?

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin (AİHM) ByLock kullanımına dayalı mahkûmiyetler hakkında Türkiye’ye yönelik binlerce başvuruyu incelemeye almasıyla birlikte, başvuruların takibi giderek daha büyük önem kazanmıştır. Mahkeme kayıtlarına göre, hâlihazırda on binden fazla Yalçınkaya benzeri başvuru inceleme sırasını beklemektedir.

aihm basvuru 1

Birçok başvurucu, kendi dosyasını sorguladığında “BAŞVURUDA BİR KARAR ALINMASI BEKLENMEKTEDİR” ibaresiyle karşılaşmakta ve bu ifadenin ne anlama geldiğini merak etmektedir.

Bu ifade, başvurunun şu anda AİHM’in ön inceleme aşamasında bulunduğu anlamına gelir. Bu aşamada Mahkeme, başvurunun:

  • Kabul edilebilirlik kriterlerini karşılayıp karşılamadığını,
  • Ve başvurunun esas yönünden incelenip incelenmeyeceğini değerlendirir.

Dolayısıyla, bu ifade henüz Mahkeme’nin başvurunuz hakkında bir karar vermediği, yalnızca ilk hukuki değerlendirmeyi beklediği anlamına gelir. Bu aşama, dosyanın niteliğine ve Mahkeme’nin iş yüküne göre birkaç ay ya da yıllarca sürebilmektedir.

Önemle vurgulamak gerekir ki:
Başvuruda bir karar alınması beklenmektedir” ibaresinin görülmesi, başvurunun kabul edildiği veya ihlal kararı verileceği anlamına gelmez. AİHM, benzer nitelikteki bazı başvurular hakkında hâlâ tek yargıç kararıyla kabul edilemezlik kararları vermektedir.

Bu nedenle başvurucuların, dosyalarını usulüne uygun biçimde takip etmeleri, Mahkeme’nin bilgi veya belge taleplerine süresi içinde yanıt vermeleri büyük önem taşır. Aksi takdirde, Mahkeme “başvurucunun davasını takip etme niyetinde olmadığı” kanaatine vararak dosyayı kayıttan düşürebilir.

Son olarak, başvurunuzun güncel durumunu AİHM’in çevrim içi başvuru takip sistemi üzerinden düzenli olarak kontrol etmeniz tavsiye edilir.

Mahkeme Tazminata Hükmedecek mi?

Ceza mahkûmiyetine ilişkin başvurularda AİHM’in tazminata hükmetmesi genel kural değil, istisnadır. Yıllardır hem meslektaşlara hem de başvuruculara, bu tür dosyalarda Mahkeme’nin maddi veya manevi tazminat kararı vermesinin beklenmemesi gerektiğini vurgulamaktayım. Nitekim, bu uyarı özellikle vekâlet ilişkilerinde tarafların beklentilerini doğru yönetmek açısından önemlidir.

Yalçınkaya / Türkiye kararında da AİHM, herhangi bir tazminata hükmetmemiş, yalnızca yargılama giderleri ve masraflar kapsamında 15.000 Avro ödenmesine karar vermiştir. Bu yaklaşım, Mahkeme’nin ihlal tespit ettiği hâllerde dahi önceliği yeniden yargılama ve iç hukukta giderim sağlanması ilkesine verdiğini göstermektedir.

Dolayısıyla, ByLock temelli binlerce davada da benzer bir tutum izlenecek; Mahkeme’nin ihlal kararı verse bile doğrudan manevi veya maddi tazminata hükmetmesi beklenmemektedir. AİHM, bu tür durumlarda genellikle “adil tatminin iç hukuk yollarıyla sağlanabileceği” gerekçesiyle tazmin talebini reddetmekte, giderim yolunu ise CMK m.311 uyarınca yeniden yargılama ve CMK m.141 kapsamında tazminat istemi olarak göstermektedir.

Gider ve masraflar konusunda gelince de:

‘Mahkeme, kanıt olarak ayrıntılı fatura veya gider belgelerini gerekli görmektedir. Bu belgeler, Mahkeme’nin yukarıdaki gerekliliklerin ne derecede yerine getirildiğini tespit etmesini sağlayacak şekilde ayrıntılı hazırlanmalıdır (Mahkeme İç Tüzüğü’nün adil tazmin taleplerine ilişkin Uygulama Yönergesi).’

Ancak Avrupa Mahkemesi, başvuruculara masraf ve giderlerini sunma imkanı vermeyecektir. Bu doğrultuda herhangi bir masraf ya da gidere de hükmedilmeyecektir.

Bir Tazminata Hükmedilmeyecekse Hukuka Aykırı Mahkum Edilmem Sonucu Uğradığım Maddi ve Manevi Zarar Nasıl Telafi Edilecek?

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin (AİHM) başvurucunun AİHS m.6 ve/veya m.7 bakımından ihlal tespitinde bulunduğu hallerde, iç hukuk bakımından uygulanacak usul ve sonuçlar normatif bir zemine oturmaktadır. Bu çerçevede izlenmesi gereken ana hatlar şunlardır:

AİHM kararı ve sonucun hukuki etkisi

AİHM’in ihlal kararı, Sözleşme’nin 46. maddesi gereğince bağlayıcı nitelikte olup, iç hukuk makamları nezdinde hukuki sonuç doğurur; dolayısıyla ihlale dayalı olarak iç hukuk yollarının işletilmesi mümkündür.

Yargılamanın yenilenmesi (CMK m.311/1‑f)

AİHM kararının kesinleşmesi hâlinde, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 311/1‑f hükmü uyarınca; AİHM kararının kesinleştiği tarihten itibaren bir yıl içinde ilgililer yargılamanın yenilenmesini talep edebilir. Yeniden yargılama talebi, AİHM kararındaki hukuki ve fiili tespitlere dayandırılmalı ve bu tespitlerin kesinleşmiş mahkûmiyet hükmüne nasıl tesir ettiğini açıkça göstermelidir.

Yeniden yargılama sonucunda beraat

Yeniden yargılama neticesinde ve AİHM’in tespitleri gözetilerek beraat hükmü sağlanırsa, hükümlü iç hukuka göre haksızlığa uğramış sayılır; bu sonuç, tazminat talebi için gerekli hukuki zemini oluşturur.

Tazminat talebi (CMK m.141/1‑e)

Beraat kararı verildiğinde, hükümlü CMK m.141/1‑e uyarınca maddi ve manevi zararlarını Devletten talep edebilir. Tazminat talebi; haksız tutuklama, itibar kaybı, gelir kaybı, tedavi ve diğer maddi giderler ile manevi zararların belgelenmesi suretiyle dayanaklandırılmalıdır.

Pratik ve usulî notlar

Sürelerin önemi: Yeniden yargılama talebi için AİHM kararının kesinleşmesinden itibaren bir yıllık hak düşürücü süre söz konusudur; bu sürenin geçirilmesi halinde yeniden yargılama yoluna başvurulamayabilir.

Delil hazırlığı: AİHM kararının metni ve içtihatî tespitler, yeniden yargılama ve tazminat taleplerinin gerekçelendirilmesinde ana dayanak olarak kullanılmalıdır. Maddî zararların kanıtlanması için maaş kayıtları, doktor raporları, faturalar ve tanık beyanları gibi belgeler sunulmalıdır.

Profesyonel vekâlet: Yeniden yargılama ve tazminat süreçleri usulî karmaşıklıklar barındırdığından, işlemlerin avukat marifetiyle yürütülmesi uygulamada belirleyicidir.

Sonuç Özetle, AİHM’in ihlal tespiti doğrudan maddî ya da manevi para hükmü anlamına gelmese de, iç hukukta yeniden yargılama ve sonrasında CMK m.141’e dayanarak tazminat talebi yoluyla zararların giderilmesi mümkündür. Başarının ölçüsü, AİHM kararının somut tespitlerinin yerel mahkemelerce nasıl uygulanacağına ve sunulan delillerin ikna ediciliğine bağlıdır.

AİHM, Nasıl Bir Karar Verecek?

Yalçınkaya kararında ortaya konulan hukuki ilkeler ve Mahkeme’nin somut olguları değerlendirme biçimi göz önüne alındığında, AİHM’in söz konusu başvurular bakımından AİHS m.6 (adil yargılanma hakkı) ve/veya m.7 (kanunsuz ceza olmaz) hükümlerinin ihlal edildiğini tespit etmesi kuvvetle muhtemeldir. Bu ihtimal, özellikle ByLock delillerinin elde edilme ve değerlendirilme usulü, delillerin taraflarca çelişkili biçimde tartışılmasına imkân tanınmaması ve cezaî tipiklik ile öngörülebilirlik ilkelerinin yeterince gözetilmediği iddiaları dikkate alındığında güçlenmektedir.

Mahkeme ihlal tespitinde bulunursa, Sözleşme’nin 46. maddesi gereğince Davalı Devlet’e bireysel ve/veya genel tedbirler alması ve ihlali gidermesi yönelik yükümlülük tesis edebilir; pratik olarak ise AİHM çoğunlukla yeniden yargılama yapılmasını sağlama ve iç hukukta etkin bir telafi yolu temin etme yönünde taleplerde bulunur. Bu bağlamda AİHM, hükümlülerin yeniden yargılanmasını tavsiye edecektir.

Sonuç olarak, AİHM’in tek başına doğrudan geniş çaplı maddî tazminat hükmetmesinden ziyade; ihlalin tespit edilmesi halinde iç hukukta yeniden yargılama ve hukuken yapılabilir makul telafi yollarının sağlanmasını öngören bir çözüm yolunu tercih etmesi beklenmelidir. Ancak nihai karar, Mahkeme’nin somut dosya içeriğini, delillerin niteliğini ve ulusal yargı süreçlerinin mevcut durumunu nasıl değerlendireceğine göre şekillenecektir.

Karar çıkarsa iç hukukta sıradaki adım ne olur?

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) bir başvuruda AİHS’nin 6. ve/veya 7. maddesinin ihlal edildiğine karar verirse, bu karar iç hukukta yeniden yargılama sürecini de tetikleyen bir etkiye sahiptir. AİHM kararının kesinleşmesinin ardından, başvurucu veya vekili Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (CMK) 311/1-f maddesi uyarınca bir yıl içinde ilgili mahkemeden yargılamanın yenilenmesini talep edebilir. Bu madde, AİHM’in ihlal tespitiyle doğrudan bağlantılı hükümlerde, hükümlü lehine yeniden yargılama yapılabilmesine imkân tanır.

Yeniden yargılama talebi kabul edilirse, yerel mahkeme AİHM kararında belirtilen ihlalleri ortadan kaldıracak şekilde yeni bir yargılama yapar. Bu süreçte;

  • AİHM kararındaki tespitler bağlayıcı etki doğurur, mahkeme bu tespitleri dikkate almak zorundadır.
  • Delillerin hukuka uygunluğu, yargılamanın adilliği ve suçun öngörülebilirliği gibi hususlar yeniden değerlendirilir.
  • Sonuçta mahkeme, beraat yönünde karar verebilir.

Eğer yeniden yargılama sonucunda beraat kararı verilirse başvurucu bu kez CMK m.141/1-e uyarınca Devlet aleyhine tazminat davası açabilir. Bu hüküm, kanuna uygun şekilde yakalandıktan veya tutuklandıktan sonra beraat eden kişilerin, uğradıkları maddi ve manevi zararların tazminini Devletten istemelerine olanak tanır.

Tazminat talebi, başvurucunun yaşadığı mağduriyetin niteliğine göre gelir kaybı, tutukluluk süresi, itibar kaybı, manevi yıpranma, sağlık giderleri gibi kalemleri kapsayabilir. Mahkemeye sunulacak talepler, belgelerle desteklenmeli ve zararın boyutu ölçülendirilebilir biçimde ortaya konulmalıdır.

Sonuç olarak:

  • AİHM ihlal kararı, iç hukukta doğrudan yeniden yargılama hakkı doğurur.
  • Yeniden yargılama sonucu beraat sağlanırsa, bu defa tazminat aşamasına geçilir.
  • Her iki süreçte de sürelerin (özellikle 1 yıllık hak düşürücü sürenin) dikkatle takip edilmesi, profesyonel hukuki destek alınması ve AİHM kararının gerekçesinin doğru şekilde yorumlanması büyük önem taşır.

Bu Listede Yer Alan Kişiler Yeniden Yargılama Talebinde Bulunabilirler Mi?

Bu listede yer alan kişiler şu an için bu listeye dayanarak yeniden yargılama talebinde bulunamazlar. Ancak Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin Sözleşmesi’nin 6. ve 7. Maddelerinin ihlal edildiğini tespit etmesi durumunda Ceza Muhakemesi Kanunu (CMK)’nun 311§1 (f) maddesi kapsamında bir yıl içerisinde yeniden yargılanma talebinde bulunabilirler.

AİHM önündeki gelişmelerden haberdar olmak için whatsapp kanalıma katılabilirsiniz

Whatsapp
  • Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi önündeki davalarda yaşanan gelişmelere,
  • Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarına,
  • Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi‘nin Türk Hükümeti’ni savunmaya davet ettiği davalara,
  • Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin önemli bildirilerine
  • Yazımlarıma,sıcağı sıcağına ulaşmak için WhatsApp kanalımı takip edebilirsiniz.

Similar Posts

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir