ByLock’a Dayanan Mahkumiyetlere İlişkin Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin (AİHM) İhlal Kararları
Giriş

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), Yalçınkaya kararı sonrası ByLock kullanımı iddiasına dayanan mahkumiyetlere ilişkin şikâyetler kapsamında ilki 12 Aralık 2023 tarihinde (detaylı bilgi için tıklayınız), ikincisi 16 Nisan 2024 tarihinde (detaylı bilgi için tıklayınız), üçüncüsü 25 Haziran 2024 tarihinde (detaylı bilgi için tıklayınız), dördüncüsü 25 Kasım 2024 tarihinde (detaylı bilgi için tıklayınız), beşincisi 16-19 Mayıs 2025 tarihinde(detaylı bilgi için tıklayınız), olmak üzere şu ana kadar her biri 200 başvuru içeren beş ayrı gruptan oluşan ve bu şekilde bin başvuruyu ihtiva eden beş ayrı desteyi Türk Hükümeti’ne bildirmişti.
Son olarak AİHM, her biri 400 başvuru içeren on iki ayrı gruptan oluşan ve bu şekilde 4 bin 800 başvuruyu ihtiva eden oluşan beşinci desteyi de 4 Eylül 2025 tarihinde Türk Hükümeti’ne bildirdi.
Bu tebliğ sürecinin normatif zeminini ise, Mahkeme’nin Yüksel Yalçınkaya / Türkiye Büyük Daire kararı oluşturmuştur. AİHM, 26 Eylül 2023 tarihli bu kararda; ByLock kullanımının ulusal mahkemelerce “otomatik” örgüt üyeliği delili sayılmasına dayanan mahkûmiyetin, AİHS m.7 (kanunsuz ceza olmaz), m.6 §1 (adil yargılanma) ve m.11 (toplantı ve dernek kurma özgürlüğü) bakımından ihlal teşkil ettiğine hükmetmiş; ayrıca sorunun münferit dosya hatası değil, geniş bir başvuru kitlesini etkileyen yapısal bir mesele olduğunu ortaya koymuştur (detaylı bilgiye burada ulaşabilirsiniz).
Ardından Mahkeme, 22 Temmuz 2025 tarihli Demirhan ve Diğerleri / Türkiye kararında (239 başvurucu), Yalçınkaya’da belirlenen standardı “takip dosyası” niteliğinde somutlaştırmış; ByLock temelli kategorik mahkûmiyet yaklaşımının AİHS m.7 ve m.6 §1 yönlerinden ihlale yol açtığını tespit etmiş ve ihlalin giderimi bakımından iç hukukta yargılamanın yenilenmesi yoluna işaret etmiştir.
Son olarak Komite, 16 Aralık 2025 tarihli üç ayrı kararda — Bozyokuş ve Diğerleri / Türkiye (39586/20 ve 131 diğer başvuru), Karslı ve Diğerleri / Türkiye (18693/20 ve 1.435 diğer başvuru) ve Seyhan ve Diğerleri / Türkiye (57837/19 ve 851 diğer başvuru) — toplam 2.420 başvurucu bakımından, ByLock kullanımının “tek başına ve kesin” üyelik delili sayılmasına dayanan mahkûmiyet pratiğinin AİHS m.7 ve/veya m.6 §1 kapsamında ihlale yol açtığı sonucuna varmış; ihlal tespitinin adil tatmin için yeterli olduğunu, buna karşılık iç hukukta yargılamanın yeniden açılmasının ilke olarak en uygun giderim olduğunu vurgulamıştır.
Yukarıda bahsedilen kararların detaylarını aşağıda bulabilirsiniz.
Yüksel Yalçınkaya v. Türkiye, no. 15669/20
ByLock kullanmak, sendika ve dernek üyeliği gerekçesiyle mahkûm olan öğretmen Yüksel Yalçınkaya’nın yaptığı başvuruda Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, başvurucunun söz konusu gerekçeler ile mahkûm edilmesinin Kanunsuz ceza olmaz ilkesini (Madde 7), Adil yargılanma hakkını (Madde 6) ve Toplantı ve dernek kurma özgürlüğünü (Madde 11) ihlal ettiğine hükmetti (detaylı bilgiye ulaşmak için buraya tıklayınız)
Karara ulaşmak için buraya tıklayınız.
22 Temmuz 2025 tarihli the case of Demirhan and Others v. Türkiye Kararı
Demirhan and Others v. Türkiye kararının İngilizce orijinal metnine için buraya, tarafımızca yapılan Türkçe çevirisine ulaşmak için ise buraya tıklayınız.
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, 22 Temmuz 2025 tarihli Demirhan ve Diğerleri v. Türkiye kararında, aralarında 7 müvekkilimizin de bulunduğu 239 başvurucu hakkında önemli bir ihlal kararı verdi. Mahkeme, başvurucuların silahlı terör örgütü üyeliği suçundan mahkûm edilmelerinin Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (AİHS) 6. maddesi (adil yargılanma hakkı) ve 7. maddesi (kanunsuz ceza olmaz ilkesi) bakımından ihlal teşkil ettiğine hükmetti. Mahkeme, kararında başvurucuların ByLock adlı mesajlaşma uygulamasını kullanmaları temelinde verilen mahkûmiyetlerin, suçun maddi ve manevi unsurlarını somut ve bireyselleştirilmiş biçimde ortaya koymadan gerçekleştiğini ve bunun Yüksel Yalçınkaya v. Türkiye kararında belirlenen standartlara aykırı olduğunu ifade etmiştir. İç hukuktaki mahkemelerin ByLock uygulamasının kullanımını, örgüt üyeliğinin otomatik ve yeterli delili olarak değerlendirmesinin AİHS’nin 7. maddesine aykırı olduğu vurgulanmıştır.
Kararda ayrıca başvurucuların savunma haklarının da ciddi biçimde ihlal edildiği, delillerin etkin şekilde sorgulanamadığı, mahkemelerin kararlarını yeterli gerekçelerle desteklemediği ve bu durumun AİHS’nin 6. maddesi çerçevesinde adil yargılanma ilkesine aykırılık oluşturduğu belirtilmiştir. Mahkeme, başvurucuların uğradığı manevi zararın giderilmesi için ihlal kararının yeterli olduğunu ifade etmiş, ancak Türk hukukundaki CMK madde 311 uyarınca, başvurucuların talep etmesi halinde yeniden yargılamanın en uygun çözüm yolu olduğunu açıkça belirtmiştir.
Bu karar, Türkiye genelinde binlerce benzer dava bakımından önemli ve emsal teşkil edecek niteliktedir. AİHM’in bu kararı ve devamında gelecek benzer kararlarla, 15 Temmuz sonrası süreçte ByLock kullanımının yanı sıra, Bank Asya hesabı açma, sendika ve derneklere üyelik, sohbetlere katılma gibi ilk bakışta meşru görünen faaliyetlerin suç delili olarak kullanıldığı hukuka aykırı yargı pratiğinin sona ermesi yönünde önemli adımların atılması beklenmektedir.
Hukuki açıdan bu karar, Türkiye’deki yargılama standartlarının yeniden gözden geçirilmesini ve özellikle suçun maddi ve manevi unsurlarının net ve somut olarak ortaya konması gerektiğini ortaya koyarak, keyfi yorumlardan kaçınılmasının önemini vurgulamıştır. Bu bağlamda, Yalçınkaya kararının başlattığı süreçte Mahkeme’nin tavrını netleştirdiği ve benzer davaların sonuçlandırılmasında yol gösterici olacağı görülmektedir.
İlerleyen süreçte, ilk derece mahkemelerinden Yargıtay’a ve Anayasa Mahkemesi’ne kadar tüm yargı mercilerinin, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin verdiği kararlar doğrultusunda içtihatlarını yeniden gözden geçirmelerini, hukuk devleti ilkesine ve adil yargılanma hakkına uygun biçimde karar vererek geçmişteki hukuka aykırı uygulamalardan vazgeçmelerini bekliyoruz.
Demirhan and Others v. Türkiye kararının İngilizce orijinal metnine için buraya, tarafımızca yapılan Türkçe çevirisine ulaşmak için ise buraya tıklayınız.
16 Aralık 2025 tarihli Kararlar
Kararlar
- Bozyokuş ve Diğerleri / Türkiye (B. No: 39586/20 ve 131 diğer başvuru)
- Karslı ve Diğerleri / Türkiye (B. No: 18693/20 ve 1.435 diğer başvuru)
- Seyhan ve Diğerleri / Türkiye (B. No: 57837/19 ve 851 diğer başvuru)
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (Komite), 16 Aralık 2025 tarihli üç ayrı kararda ByLock temelli mahkûmiyetlere ilişkin şikâyetleri farklı başlıklar altında incelemiş ve özetle şu şekilde hüküm kurmuştur:
Bozyokuş ve Diğerleri / Türkiye: Mahkeme, başvurucuların AİHS m.7 (kanunsuz ceza olmaz) kapsamındaki şikâyetini kabul edilebilir bulmuş ve AİHS m.7’nin ihlal edildiğine karar vermiş; diğer şikâyetlerin kabul edilebilirliği ve esası hakkında ayrıca inceleme yapılmasına gerek görmemiştir.
Seyhan ve Diğerleri / Türkiye: Mahkeme, başvurucuların yargılamalarının ve mahkûmiyetlerinin AİHS m.6 §1 (adil yargılanma hakkı) bakımından – özellikle mahkûmiyete esas alınan deliller yönünden savunma hakları kapsamında – kabul edilebilir olduğuna karar vermiş ve AİHS m.6 §1’in ihlal edildiğini tespit etmiş; diğer şikâyetler yönünden ayrıca inceleme yapmamıştır.
Karslı ve Diğerleri / Türkiye: Mahkeme, başvurucuların AİHS m.7 ve AİHS m.6 §1 kapsamındaki şikâyetlerini kabul edilebilir bulmuş; hem AİHS m.7’nin hem de AİHS m.6 §1’in ihlal edildiğine karar vermiştir.
Bu üç karar, ByLock kullanımının iç hukukta “tek başına ve otomatik biçimde” mahkûmiyet için yeterli kabul edilmesine ilişkin yaklaşımın, Yüksel Yalçınkaya ve Demirhan ve Diğerleri içtihadı çerçevesinde değerlendirildiğini ve AİHM’in komite kararlarıyla da aynı eksende ihlal tespitlerini sürdürdüğünü göstermektedir.
Kararların tamamına ulaşmak için buraya tıklayınız.
AİHM’in 16 Aralık 2025 tarihli Üç Kararı Arasındaki İhlal Başlığı Farklılıkları Nelerdir?
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin Bozyokuş, Seyhan ve Karslı grubu kararları, aynı olgusal ve hukuki arka plana dayanmakla birlikte, ihlalin hangi Sözleşme maddesi üzerinden tespit edildiği bakımından farklılaşmaktadır. Bu farklılık, Mahkeme’nin her dosyada şikâyetlerin kapsamını ve inceleme ihtiyacını değerlendirme biçiminden kaynaklanmaktadır.
Bozyokuş ve Diğerleri / Türkiye kararında Mahkeme, başvurucuların mahkûmiyetlerinin temelini oluşturan ByLock kullanımının, ulusal mahkemelerce öngörülemez ve genişletici bir yorumla suçun tüm unsurlarını otomatik biçimde karşıladığı sonucuna varmış; bu nedenle şikâyeti AİHS m.7 (kanunsuz ceza olmaz ilkesi) kapsamında kabul edilebilir bulmuş ve doğrudan m.7 ihlali tespit etmiştir. Mahkeme, bu ihlalin tespitiyle davanın esas hukuki sorununu çözdüğünü değerlendirerek, diğer şikâyetlerin kabul edilebilirliği ve esası hakkında ayrıca inceleme yapmaya gerek görmemiştir.
Seyhan ve Diğerleri / Türkiye kararında ise Mahkeme, incelemeyi esasen yargılamanın adilliği ekseninde yürütmüştür. Bu dosyada Mahkeme, ByLock verilerinin elde edilmesi, dosyaya sunulması ve değerlendirilmesi sürecinde başvurucuların savunma haklarını etkin biçimde kullanamadıkları, delillere etkili şekilde itiraz edemedikleri ve mahkeme kararlarının bu deliller bakımından yeterli gerekçe içermediği sonucuna ulaşmıştır. Bu nedenle şikâyet AİHS m.6 §1 (adil yargılanma hakkı) kapsamında kabul edilebilir bulunmuş ve m.6 §1 ihlali tespit edilmiştir. Mahkeme, bu ihlalin davanın temel meselesini kapsadığı kanaatiyle diğer şikâyetler yönünden ayrıca inceleme yapmamıştır.
Karslı ve Diğerleri / Türkiye kararında ise Mahkeme, başvurucuların ileri sürdüğü şikâyetlerin kapsamı ve dosyanın özellikleri dikkate alındığında, hem AİHS m.7 hem de AİHS m.6 §1 bakımından ayrı ayrı değerlendirme yapılmasını gerekli görmüştür. Bu bağlamda Mahkeme, ByLock kullanımının otomatik suç delili sayılmasının kanunsuz ceza olmaz ilkesini ihlal ettiğini, aynı zamanda yargılamaların yürütülme biçiminin ve delil değerlendirme yönteminin adil yargılanma hakkını zedelediğini tespit ederek, iki madde yönünden de ihlal kararı vermiştir.
Özetle;
- Bozyokuş kararında ihlal, normun öngörülemez yorumuna odaklanarak m.7 üzerinden,
- Seyhan kararında ihlal, yargılamanın adilliğine odaklanarak m.6 §1 üzerinden,
- Karslı kararında ise her iki boyut birlikte ele alınarak m.7 ve m.6 §1 üzerinden
tespit edilmiştir.
Bu farklılık, Mahkeme’nin dosyaları farklı hukuki temellere dayandırdığı anlamına gelmemekte; yalnızca aynı yapısal sorunun farklı normatif cephelerden görünür hâle gelmesi sonucunu yansıtmaktadır.
İhlaller “Hangi Maddeler” Çerçevesinde Ele Alındı? Bozyokuş–Seyhan–Karslı Kararlarında Şikâyet Kapsamı ve İnceleme Stratejisi
Mahkeme’nin Bozyokuş, Seyhan ve Karslı grubu kararları, aynı olgusal ve hukuki arka plana dayanan ByLock temelli mahkûmiyetlere ilişkin olmakla birlikte, ihlalin hangi Sözleşme maddesi üzerinden tespit edildiği bakımından biçimsel bir farklılık göstermektedir.
Bu farklılık, Mahkeme’nin dosyaları farklı hukuki temellere dayandırdığı anlamına gelmemekte; aksine, her bir dosyada şikâyetlerin kapsamı ve inceleme ihtiyacına göre ihlalin hangi normatif cepheden görünür hâle geldiğini yansıtmaktadır.
Bozyokuş ve Diğerleri / Türkiye kararında Mahkeme, başvurucuların mahkûmiyetlerinin temelini oluşturan ByLock kullanımının, ulusal mahkemelerce öngörülemez ve genişletici bir yorumla suçun tüm unsurlarını otomatik biçimde karşıladığı sonucuna varmıştır. Bu nedenle Mahkeme, şikâyeti AİHS m.7 (kanunsuz ceza olmaz ilkesi) kapsamında kabul edilebilir bulmuş ve doğrudan m.7 ihlali tespit etmiştir. Mahkeme, bu ihlalin tespitiyle davanın esas hukuki sorununu çözdüğünü değerlendirerek, diğer şikâyetlerin kabul edilebilirliği ve esası hakkında ayrıca inceleme yapmaya gerek görmemiştir.
Seyhan ve Diğerleri / Türkiye kararında ise Mahkeme, incelemeyi esasen yargılamanın adilliği ekseninde yürütmüştür. Bu dosyada Mahkeme, ByLock verilerinin elde edilmesi, dosyaya sunulması ve değerlendirilmesi sürecinde başvurucuların savunma haklarını etkin biçimde kullanamadıkları, delillere etkili şekilde itiraz edemedikleri ve mahkeme kararlarının bu deliller bakımından yeterli gerekçe içermediği sonucuna ulaşmıştır. Bu nedenle şikâyet AİHS m.6 §1 (adil yargılanma hakkı) kapsamında kabul edilebilir bulunmuş ve m.6 §1 ihlali tespit edilmiştir.
Nitekim Mahkeme, m.6 §1 ihlalinin tespit edilmiş olmasının, başvurucuların Yüksel Yalçınkaya kararında ortaya konan ilkeler doğrultusunda iç hukukta yargılamanın yeniden açılmasını talep etmeleri için yeterli olduğunu açıkça belirtmiş; bu nedenle Hükümetin her bir başvuru yönünden ileri sürdüğü m.7 ve iç hukuk yollarının tüketilmesine ilişkin itirazları ayrı ayrı incelemeye dahi gerek görmemiştir. Bu yaklaşım, ihlalin dosya bazlı değil, rejimsel ve yapısal nitelikte olduğunun en güçlü göstergesidir.
Karslı ve Diğerleri / Türkiye kararında ise Mahkeme, başvurucuların ileri sürdüğü şikâyetlerin kapsamı ve dosyanın özellikleri dikkate alındığında, hem AİHS m.7 hem de AİHS m.6 §1 bakımından ayrı ayrı değerlendirme yapılmasını gerekli görmüştür. Bu bağlamda Mahkeme, ByLock kullanımının otomatik suç delili sayılmasının kanunsuz ceza olmaz ilkesini ihlal ettiğini, aynı zamanda yargılamaların yürütülme biçiminin ve delil değerlendirme yönteminin adil yargılanma hakkını zedelediğini tespit ederek, iki madde yönünden de ihlal kararı vermiştir.
Bozyokuş ve Seyhan kararlarının ortak paydasında; Türk Hükümeti’nin gözlemlerinde dile getirdiği bazı başvurucuların ByLock’un tek başına mahkûmiyete esas alınmasına ilişkin AİHS m.7 şikâyetini ve/veya ByLock verilerine karşı etkili savunma yürütülememesine ilişkin AİHS m.6 şikâyetini gerek AİHM başvuru formlarında gerekse de Anayasa Mahkemesi önünde açık ve net biçimde ileri sürmedikleri iddiası yer almaktadır. Bu çerçevede Hükümet, söz konusu şikâyetlerin açıkça ileri sürülmemiş olması hâlinde Mahkeme’nin AİHS m.34 gereği bireysel başvurunun kapsamını aşarak inceleme yapamayacağını; ayrıca AİHS m.35 uyarınca iç hukuk yollarının tüketilmediğini savunarak, ilgili başvuruların kısmen ya da tamamen kabul edilemez ilan edilmesini talep etmişti.
Mahkeme ise bu itirazları, Yüksel Yalçınkaya ve Demirhan ve Diğerleri kararlarında ortaya konan ilkesel çerçeve ışığında değerlendirmiştir. AİHM, Seyhan grubunda tespit edilen temel sorunun, başvurucuların bireysel başvuru formlarındaki ifade tarzından ya da iç hukuktaki usuli tercihlerinden kaynaklanmadığını; esasen Türk yargısının ByLock kullanımını otomatik ve belirleyici bir suç delili olarak kabul eden tekdüze ve genel yaklaşımından doğduğunu bir kez daha vurgulamıştır.
Mahkeme’ye göre bu yaklaşım, yargılamaların bütününü belirleyen yapısal bir sorundur ve münferit dosya özellikleriyle sınırlı değildir. Bu bağlamda Mahkeme, Seyhan grubunda AİHS m.6 §1 kapsamında adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini tespit etmiş olmasının, başvurucuların Yüksel Yalçınkaya kararında ortaya konan ilkeler doğrultusunda iç hukukta yargılamanın yeniden açılmasını talep edebilmeleri için yeterli olduğunu açıkça ifade etmiştir. Bu nedenle, Hükümetin bazı başvurucular bakımından AİHS m.7 şikâyetinin Anayasa Mahkemesi önünde açıkça ileri sürülmediğine ilişkin ön itirazlarının her bir başvuru yönünden ayrıca incelenmesine gerek görmemiştir.
Sonuç olarak Mahkeme, Hükümetin iç hukuk yollarının tüketilmediği ve şikâyet kapsamının aşıldığı yönündeki itirazlarını, ihlalin rejimsel ve yapısal niteliği karşısında belirleyici bulmamış; AİHS m.7 kapsamındaki şikâyetlerin kabul edilebilirliği ve esası hakkında ayrıca bir inceleme yapmaya gerek olmadığına karar vermiştir. Bu yaklaşım, Mahkeme’nin ihlali başvurucu bazlı değil, ByLock temelli yargılama pratiğinin bütünü üzerinden değerlendirdiğini ve yeniden yargılamaya erişimin bu farklılıklardan etkilenmediğini açıkça ortaya koymaktadır.
Bu çerçevede önemle vurgulanmalıdır ki, başvurucuların muzdarip oldukları ihlalleri ve bu ihlallere dayanak oluşturan temel şikâyetleri; ilk derece mahkemeleri önünde, istinaf ve temyiz aşamalarında, Anayasa Mahkemesi nezdindeki bireysel başvuru sürecinde ve nihayet Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi önünde açık, net ve özlü biçimde ileri sürmeleri, bireysel başvuru sisteminin tamamlayıcı (ikincil) niteliğinin doğal bir sonucudur. Aksi hâlde, yani ilgili şikâyetlerin ulusal yargı mercileri önünde esaslı biçimde dile getirilmemesi veya Mahkeme önünde yeterli açıklıkta ortaya konulmaması durumunda, söz konusu iddiaların AİHS m.34 kapsamında bireysel başvurunun sınırları dışında kaldığı ya da AİHS m.35 uyarınca iç hukuk yollarının usulüne uygun şekilde tüketilmediği gerekçesiyle kabul edilemez bulunması riski doğacaktır.
Bu nedenle, başvurucuların ve müdafilerinin, ihlal iddialarını yargılamanın her aşamasında tutarlı bir biçimde ileri sürmeleri, hem ulusal hem de uluslararası düzeyde etkili bir hukuki korumaya erişimin vazgeçilmez koşuludur.
AİHM’in 16 Aralık 2025 tarihli Kararları Arasındaki İhlal Başlığı Farklılıkları, Yeniden Yargılamaya Erişimi Değiştirir Mi?
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin Yüksel Yalçınkaya / Türkiye Büyük Daire kararı ile başlayan ve Demirhan ve Diğerleri / Türkiye ile pekişen içtihat çizgisi, ByLock temelli mahkûmiyetlerin olaylara özgü münferit hatalardan değil, Türk yargısının yapısal ve yeknesak bir yorum pratiğinden kaynaklandığını açıkça ortaya koymuştur. Mahkeme, son olarak Bozyokuş, Karslı ve Seyhan grubu kararlarında bu yaklaşımı aynen sürdürmüştür.
AİHM’in kararlarında özellikle vurguladığı üzere, tespit edilen ihlallerin kaynağı; başvurucuların dosyalarındaki delil çeşitliliği, usul farklılıkları veya yargılamaların bireysel seyri değildir. Asıl sorun, ByLock kullanımının otomatik biçimde silahlı terör örgütü üyeliğinin yeterli ve kesin delili olarak kabul edilmesi ve bu yaklaşımın Türk yargısı tarafından genel, soyut ve ayrım gözetmeyen bir yöntemle uygulanmasıdır. Mahkeme bu nedenle, ihlalin kişisel dosya hatalarından değil, normatif yorumdan doğduğunu açıkça ifade etmektedir.
Bu çerçevede, AİHM’in bazı dosyalarda AİHS m.6 §1 (adil yargılanma hakkı), bazı dosyalarda AİHS m.7 (kanunsuz ceza olmaz), bazı dosyalarda ise her iki madde bakımından ihlal tespit etmiş olması, yeniden yargılamaya erişim açısından herhangi bir ayrım yaratmamaktadır. Zira Mahkeme’nin açık ifadesiyle, tespit edilen ihlal, aynı sistemik sorunun farklı normatif yüzlerini temsil etmektedir.
Nitekim Mahkeme, yukarıda alıntılanan değerlendirmesinde, m.6 §1 ihlalinin tespit edilmiş olmasının, başvurucuların Yüksel Yalçınkaya kararında ortaya konan ilkeler doğrultusunda iç hukukta yargılamanın yeniden açılmasını talep etmeleri için yeterli olduğunu açıkça belirtmiştir. Bu nedenle, Hükümetin her bir başvuru yönünden ayrı ayrı itirazlarının incelenmesine dahi gerek görmemiştir. Bu yaklaşım, ihlalin dosya bazlı değil, rejimsel olduğunun en güçlü göstergesidir.
Türk hukuku bakımından da sonuç aynıdır. Ceza Muhakemesi Kanunu m.311/1-f, AİHM tarafından verilen kesinleşmiş ihlal kararlarını, ihlalin hangi Sözleşme maddesine dayandığından bağımsız olarak, yargılamanın yenilenmesi sebebi olarak kabul etmektedir. Dolayısıyla;
- yalnızca m.6 §1 ihlali tespit edilen dosyalar,
- yalnızca m.7 ihlali tespit edilen dosyalar,
- her iki madde yönünden ihlal tespit edilen dosyalar
yeniden yargılamaya erişim bakımından tamamen eşdeğer hukuki konumdadır.
Sonuç olarak, Bozyokuş, Karslı ve Seyhan kararları arasındaki ihlal başlığı farklılıkları, yeniden yargılama hakkının varlığı, kapsamı ve zorunluluğu açısından hiçbir fark doğurmamaktadır. AİHM’in açık iradesi, bu davaların tamamında ihlalin ByLock temelli yargı pratiğinin kendisinden kaynaklandığı ve bu pratiğin ancak yeniden yargılama yoluyla giderilebileceği yönündedir. Bu nedenle, iç hukuk makamlarının ihlal türü üzerinden ayrım yaparak yeniden yargılamayı sınırlaması, AİHM kararlarının “sonuç ve ruhuna” açıkça aykırı olacaktır.
AİHM, Esasa İlişkin Kararlarını Ne Zaman Açıklayacak?
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), bir sonraki esasa ilişkin kararını ne zaman açıklayacağını henüz taraflara bildirmedi.

- Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi önündeki davalarda yaşanan gelişmelere,
- Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarına,
- AİHM‘in Türk Hükümeti’ni savunmaya davet ettiği davalara,
- AİHM’nin önemli bildirilerine
- Yazımlarıma, sıcağı sıcağına ulaşmak için WhatsApp kanalımı takip edebilirsiniz.
